Baharı yaz uğruna tükettik; sevdayı naz uğruna... Papatyanın her bir yaprağını "seviyor, sevmiyor" diyerek falcı kafasıyla koparmak da nesi...
Beyhude işlere ayrılan zaman ve verilen emek de beyhude olur elbet. Bu bizi zarara uğratır diye fark etmez miyiz?
Yaz uğruna baharı, naz uğruna sevdayı, haz uğruna buğdayı, ekmeği tükettik...
Bir hiç uğruna ömrü tüketmeye sıra gelince çok ama çok şeye geç kalmanın hüznü bitirir insanı.
"Neden, niçin?" derken "Kim kimdir? O kimin nesi, kimin fesi?" de demek gerek. Sorgulama duygusuyla arananı cevapsız bırakmak marifet değildir. Aramak, bulmak, keşfetmek ve anlamak için zaman ve emek gerek. Biraz can acıtsa da anlamayana anlatmanın kolay yollarını ve yöntemlerini uygulamak şart.
Ah be Mutlu! Ne mutluyduk seninle... Saadet, mesut ve bahtiyar da bizimleydi...
Kaygı, hüzün, keder kader olmamalıydı... Bahar, yaz uğruna; sevdalar naz uğruna heder olmasın...
Papatya falıyla değil, rengiyle tabiatı şenlendirsin yeter...
Sonbaharın ilk ayında bütün kuşlar vefasız mıdır? Göreceğiz...
"Böyle mi esecekti, son günümde bu rüzgâr
Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar"
Sonbaharın bir ayrılık metaforu olarak işlenmesi, kuşların vefasızlığı, dostların unutması, sevgilinin uzaklaşması mevsimin hüznüyle birleşiyor.
Oysa sonbahar sanat, diğerleri mevsim...
Sevgi bir sanattan öte hayattır...
Sevdayı, aşkı yaşama sanatı insanda olur; yalnızca iyi insanlarda...
Tanrı Dağları'ndan
Muhittin Gümüş
10 Eylül 2026