Pek çok şey hatırlarım. Eylül deyince okuma hevesiyle kendisine dikilecek önlüğün kumaşını hasretle beklerken diğer yandan da sabredemeyip evden okula kaçan 6 yaşındaki küçük kara doru çocuğu hatırlarım.
Eylül dendiğinde edebiyatımızın önemli şahsiyetlerinden Mehmet Rauf'un psikolojik romanı "Eylül" aklıma gelirdi. Ortaokul çağımda ilk okuduğum romanlardan biriydi...
Biraz büyüdük ve 12 Eylül 1980 Cuma sabahı uyandık... Radyoda TRT'nin ünlü spikeri merhum Mesut Mertcan tarafından ihtilal bildirgesi okunurken içim sızlamıştı... "TSK iç hizmet kanunundan aldığı yetkiyle yönetime el koymuştur... "Devam eden süreçte evimizde bulunan millî kültürümüze ait kitapları saklamak veya imha etmek için çareler arar duruma düştük. Sorgusuz sualsiz 3 ay işkence altında olaylara fail arama faaliyetine dönüşen tutuklamalar sabrı taşıracak bir hâl almıştı. İhtilali meğer "Bizim çocuklar" dedikleri o amerikanın o çocuklarının yapmış olduğunu o çocuklardan öğrendik. NETEKİM PAŞA ve ihtilalci nato kafa nato mermer'den oluşan darbeci vicdansızlar neler yaptı neler... Hem de Cumhuriyeti korumak ve kollamak adına... Yaşını büyütüp ipe astıkları ülkücü gençlerden başlayarak daha nice milliyetçi, vatansever, suçsuz Türk evladını sakat bıraktılar veya psikolojilerini bozarak topluma ve insanlığa korku vermeye çalıştılar...
Mamak'ta Ulucanlar'da yaptıkları alçakça işkenceler 100 yıl geçse de unutulmaz. 1961 Eylülünde halk iradesinin temsilcisi Adnan Menderes'i ve arkadaşları F. Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'ı ipe götürüp katledenlerin peşinden gelen köksüzlerin işiydi bu ihtilal... Yıllar sonraki 28 Şubat postmodern darbe ile 15 temmuz fetöcü hainlerin kalkışması hep aynı köke dayalıdır. Maksatları Türk milletinin filizlenen bütün dallarını kırarak kimliksiz bodur ağaç gibi bırakmak, emperyalizmin uşaklığını yapmak için âmâde olan bir ülke hâline getirmekti... Biz büyüdükten sonra Eylül'de çok şeyler oldu... ...
12 Eylül Türk milletinin gönlünde kocaman bir yaradır aslında... Yalnızca yaşayanlar ve hissedenler bilir, anlar... Suçsuz yere idam edilen ve işkenceyle hayatı karartılan vatansever Türk gençlerinin ruhları şad olsun. Mekânları cennet olsun...
Türk milletinin aziz evlatları binlerce yıldır ordusuna, askerine karşı gelmeyi, zerre miktarı zarar vermeyi aklından geçirmiştir. Ancak emperyalist güçlerin oyuncağı olanların sızdığı dönemlerde ihtilal yapıp kendi piyonlarıyla işlenen suçlara fail arayan darbeci zihniyetin verdiği sıkıntıyı, harabatı tamir etmek kolay değildi...27 Mayıs 1960'ın, 12 Eylül 1980'in darbeci zalimleri, 28 Şubat'ın karanlık kafaları, 15 Temmuz'un hâinleri hep güçlü ve gelişmiş Türkiye'nin aleyhine müstevlilerin emelleri ile sahiplerinin taleplerini yerine getirmek için muvazzaf idiler... Ruhi Kılıçkıran ve Ertuğrul Dursun Önkuzu'yla başlayıp yıllar boyunca canlarını alarak nice yiğitlerin gözlerindeki nuru, kalplerindeki asalet ruhunu söndüreceklerini sandılar...
12 Eylül'ün Mamak'ta ve pek çok yerde nice Türk evladına ettikleri işkence sırasındaki çığlıkları unutulmadı, arzdan semaya yankısı sonsuzluk âleminde hâlâ susmadan devam ediyor... Sesler ve ruhlar ebedidir... 12 Eylül'ün katillerinin rûz-i mahşerde Allah'ın adaletiyle muamele görmelerini canı gönülden diliyoruz. Allah adaletiyle muamele edecektir ve bundan zerre miktarı şüphemiz yoktur.
"Yürümezsek hak yolda Erimezsek hak yolda Çürümezsek hak yolda Gök girsin kızıl çıksın bu yolda
"Zalimler yansın diyedir bu kor ateşler 🔥 🔥 🔥 Tanrı Dağları'ndan 12.09.2026