Aslında her hafta sonu sabah kahvaltısında ailemle dinlemekten zevk aldığım klâsik Türk müziği eserlerini onların yokluğundan olsa gerek bugün de gurup vakti akşam yemeğinden sonra dinleyeceğim dedim… Öyle de yaptım. Yaklaşık iki saatlik süredeki duyduklarım ve hissettiklerimi kaleme aldım.
Önce Ferahnâk yürük semâi şarkının bestesi beni mest ederken "Bir dilbere dil düştü ki mahbûb-u dilimdir." şeklindeki sözleri bugünkü Türkçemizle “Bir dilbere gönlüm düştü, işte o gönlümün sevgilisidir.” diye anlayabilir genç okuyucularımız. Aslında Türkçeden Türkçeye tercüme ihtiyacı duymak ne fena değil mi? Bu dil konusu ayrı bir tartışmayı gerektiriyor. Belki de güftede geçen “dilber” sözünü de menfi anlamda kabul edenler olabilir. Oysa Türkçe Sözlük’te “alımlı, güzel kadın” olarak açıklanmıştır. “Mahbûb” Arapçadan ve gönül anlamındaki “dil” kelimesi ise Farsçadan alınmış olsa da biz o kelimelere daha zengin anlamlar kazandırmışız. Ardından da Evc şarkı ile "Bir sebeple gücenmişsin sen bana" diyor... Bestenigâr kemençe taksiminden sonra aynı makamda “Kaçma mecburundan ey âhû-yı vahşi ülfet et!" “Ey vahşi ceylan, kaçmaya mecbur değilsin; dostluk et!” âhû-yı vahşi “vahşi ceylan”, kaçma mecburundan “kaçmaya mecbur değilsin”, ülfet et “dostluk kur, yakınlık göster” anlamındadır. Bu şarkıya doymadan Sabâ-zemzeme şarkının sözleri şöyle başlıyordu: Hayâl-i yâre değme girye dursun..." “Sevgilinin hayaliyle gözyaşı dökmek dursun…” Hayâl-i yâr “Sevgilinin hayali” değme “ile, yüzünden, sebebiyle” girye dursun “gözyaşı dursun, “dursun, bırak”. Devamında Hüzzam ağır semâi "Kurban olayım gamzene bir kez nazar eyle" Bu mısrada tercüme isteyene cahil demek yeterli bir ifade olmaz. Dilimizde “gamze” ile “nazar eylemek” herkesin dilinde olmalıdır. Gam çeken, gamdan zarar görmüş anlamındaki “Gamzede” sözünü gamzeyle ilişkilendirenlere de aşk olsun yahu!” demek eksik bir tepki olur. İyi ki “gamzâde” demiyorlar diye sevinir olduk. Yine bir Hüzzam şarkı dinliyorum. "Meyledip ağyârı aldın yanına" diyor ve güfte ile bestenin sımsıkı kucaklaştığı bir an adeta. Yabancılara yöneldin, onları yanına aldın.” meyletmek “yönelmek, ilgi göstermek”; ağyâr ise “yabancı, sevgilinin rakibi, başkası”; yanına almak “yanına çağırmak, dost edinmek” Burada şair, sevgilinin kendisini bırakıp başkalarına yönelmesini, yani “ağyâr”ı tercih etmesini sitemle dile getiriyor. Segâh şarkı "Doldur getir ey saki-i gül-çehre piyâle" “Ey gül yüzlü saki, doldur getir kadehi!” sâkî → mecliste içki sunan kişi; gül-çehre: gül yüzlü, güzel yüzlü; piyâle kadeh… Bugün Türk devletlerinde piyâle bir çay kâsesi olarak aynı adla kullanılmaktadır. Bu tür beyitlerde “sâkî” hem gerçek anlamıyla içki sunan kişi hem de mecazî olarak ilahî aşkı, ilhamı veya sevgilinin güzelliğini sunan figürdür. Yine Segâh makamında “Dil harâb-ı aşkının sensin sebep berbâdıma..." “Gönlümün aşk yüzünden harap oluşunun sebebi sensin; yıkılışıma sen neden oldun…” Dil “gönül, kalp”; harâb-ı aşk “aşk yüzünden harap olmuş”. Hicaz şarkının sözleri ise "Ey çerh-i sitemger sil-i nâlâna dokunma"“Ey zulmedici felek, inleyen feryada dokunma!” çerh “felek, gökyüzü, talih”. Kimi zaman “çarkı felek” diye duyduğumuz sözün dönen bir şey olduğunu düşünenler olmuş mudur? Şarkıda sitemger “zulmedici, haksızlık eden” ve sil-i nâlân ise “inleyen feryat, ağlayış” Uşşak makamındaki şarkıda "Hastasın zannım vefâ mahzûnusun"... “Sanırım hastasın; vefasızlığın yüzünden mahzunsun.” Sözlerdeki sadeliği hatırlatmak için kısa açıklayalım. Sen hastasın “hastalık içindesin, zayıfsın”; zannım “sanırım, kanaatimce, zannımca”; vefâ “sadakat, bağlılık” demektir. “üzgün, kederli”. Bu eserde şair, sevgilinin hem bedenen hasta hem de vefasızlık yüzünden üzgün olduğunu dile getiriyor. Divan şiirinde “vefâ” kavramı, sevgilinin sadakat göstermemesiyle âşığın kırgınlığını ve hüznünü anlatan önemli bir mazmundur.
Hüseyni şarkıdaki lezzet bambaşkaydı. "Senden bilirim Yok bana bir fâide ey gül” diyor ve programın devamında "Sevdiğim cemâlin çünki göremem" dedikten sonra söze gerek yok değil mi? Bir şarkı da Nevâ makamında "Yine bağlandı dil bir nev nihâle." Bu mısrada “Gönül yine yeni bir fidana bağlandı.”. Anlam itibariyle bağlanmak “âşık olmak, tutulmak”; nev Farsçadan alıntı olup “yeni, taze” anlamındadır. Çokça duyduğumuz nihâl “fidan, genç ağaç” anlamındadır. “Yine bir Gülnihal aldı şu gönlümü” şark Isındaki Gülnihal gülfidanı, sevgili anlamında olduğunu her yaştaki Türk evladı bilir zannımca. “Yine bir gülnihâl” adlı eserin bestecisi Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi bu eseri vals türünde 19. yüzyılda bestelemiştir. Osmanlı Devleti’nin Batılılaşma hareketlerinin etkisiyle böyle bestelendiği ve yazıldığı iddiası vardır. Şair, gönlünün yeniden taze bir fidan gibi genç bir sevgiliye bağlandığını dile getiriyor. Divan şiirinde “nihâl” mazmunu, sevgilinin gençliğini, tazeliğini ve zarif boyunu temsil eder. Dinlediğim musiki ziyafetinin sonlarına doğru tambur taksimiyle makamların en hası Nihavend makamı geldi... “Çözülme zülfüne et dil-rübâ" sözleri beni huzura götürdü. “Ey gönül alan (gönül çelen) güzel, saçlarını çözme!” zülfüne “saçına”; çözülme “çözülme, dağılma”; dil-rübâ “gönül alan, gönül çelen sevgili”. Eserde şairin sevgiliye seslenerek onun saçlarını çözmemesini, yani saçlarının dağılmamasını istediği anlaşılıyor. Divan şiirinde “zülfü çözmek” hem gerçek anlamıyla saçın dağılması hem de mecazî olarak âşığın gönlünü daha da perişan eden bir durum olarak kullanılır. Acemaşiran şarkıda "Ey çeşm-i âhû mehlika"... sözleriyle programın sonuna doğru bugünkü Türk mûsikisine ait kıymetli klâsik eserlerden bir miktar ruh dinginliği aldık çok şükür... “Ey ceylan gözlü Mehlika…” çeşm-i âhû “ceylan gözü” (âhû: ceylan, çeşm: göz). Mehlika; Türk edebiyatında hayali, erişilmez güzelliği temsil eden sevgili imgesi. Şairin sevgiliyi hem “ceylan gözlü” hem de “Mehlika” olarak tasvir ettiği hissediliyor. Bu iki mazmun, Divan şiirinde sevgilinin güzelliğini ve ulaşılmazlığını vurgulayan güçlü sembollerdir. Nihayetinde Mısırlı İbrahim Efendi'nin Acem Aşiran saz semâisi beni eritti... Sözleri olmadan yalnızca bestesi, notaları da bambaşka anlam ve haz veriyor insana. Doyamadım bu Türk klasik musikisi eserlerine ve merhum Dr. Alaeddin Yavaşça üstadın sesinden sadettin Kaynak’ın bestesi “Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu/ Derdin bana arkadaş, bugün de akşam oldu…” Gölgeler indi suya, kuşlar vardı uykuya/Gurbeti duya duya, bugün de akşam oldu./ Su uyur fısıldaşır, gider yâre ulaşır/Yolcu yolda yaraşır, bugün de akşam oldu. Hakikaten Tanrı Dağlarının eteğinde de akşam oldu. Bugün de akşam olsun ki büyük bir ümitle yarın sabah doğsun güneş yavaş yavaş... Tanrı Dağları'ndan Muhittin Gümüş 06.09.2026