Güzel şiirlerden güzel besteler yapılır. Bunların hepsi durup dururken kelimelerin sıraya geçmesiyle, seslerin tesadüfen yan yana durup nota oluşturmasıyla olmuyor…
Güftesi şair Nedim’e, bestesi Arif Sami Toker’e ait nihavend makamındaki “Erişti nev-bahar eyyâmı, açıldı gül-i gülşen” adlı şarkıyı sanatkâr Çiğdem Yarkın’ın sesinden tatil boyu iki günde bir sabah kahvaltısında dinlemek geldi içimden… Bestekâr Kamuran Yarkın’ın gelini, ritm sanatçısı Ferruh Avni Yarkın’ın da eşi olan Çiğdem Yarkın’ın sesi ve yorumu uzun zamandır dikkatimi çekerdi. Şair Nedim’in eserini bestekârından da dinlemek başka haz veriyor. Siz de dinleyin lütfen…
“Erişti nev-bahar eyyâmı, açıldı gül-i gülşen/ Çerâğan vakti geldi lâlezârın dîdesi rûşen/ Çemenler döndü rûy-i yâre reng-i lâle vü gülden/ Çerâğan vakti geldi lâlezârın dîdesi rûşen Açıldı dilberin ruhsârı gibi lâleler güller/Yakıştı zülf-i hûban-veş zemîne saçlı sünbüller/Nevâsâz olmada bin şevk ile âşüfte bülbüller/Çerâğan vakti geldi lâlezârın dîdesi rûşen”
Divan edebiyatı eserlerinin sözlerini anlamayan birkaç nesil var…
Aslında “anlama sorunu” muz pek eskilere dayanır.
Bugün mevzu başka…
Ancak biz yine de Dr. Sait Başer hocamızın Anlama krizine de değinerek kısa geçelim meseleyi…
Sait Başer Hocamızın Anlama Krizi adlı eseri “Dede Korkut, Oğuz'un başına ne gelirse uykuda gelir "der.
En isabetli kanaatlerin hatta kutsal metinlerin her an yeniden anlaşılıp yaratılması, önümüzde bir zaruret halinde dururken Anlama Krizi bu zarurete kayıtsız kalmayıp mükellef bir cevap görevi üstleniyor.
Anlama Krizi, görevini ifa ederken problemi teşhis etmekle kalmayıp tedaviye de soyunan, gerçekçi ve makul çözümler de getiren bir metin.
Sait Başer; Oğuz'un, Töre'nin çocuklarını uyandırma gayretiyle çalışmaya devam ediyor. Kırk yıldır yaptığı gibi…” İşte bunun farkında olduktan sonra Nedim’i anlamak için gayret gerek.
Baki’yi Fuzuli’yi, Nabi’yi, Akif’i anlamayan hatta Gazi Mustafa Kemal’in “Gençliğe Hitabe” sini, “Nutuk” ve diğer sözlerini anlamayanlara çok sözümüz var elbet.
Korkarım ki Ziya Gökalp’ı, Reşat Nuriyi, Orhan Seyfi Orhon’u, A. Karakoç’u, Necip Fazıl’ı, Ömer Seyfettin’i de anlamıyorum diyenleri duymaya başlamak acı verici…
“Orhan Veli’yi anlamıyorum” diyenleri de duymamız yakındır… Biz musikiye dönelim…
Musiki, bizim ruhumuzdaki duyguların gönül tellerimize dokunarak kulağımıza, zihnimize, aklımıza tesir etmesini sağlayan en güzel fonetik sanattır…
Ârif Sâmi Toker’in 500 kadar bestesi vardır ve o besteleri arasında yer alan eserler, Türk sanat müziğinin farklı makam ve usûllerinde yazılmıştır. Onlardan bazıları sırayla şunlardır:
• Yenilendi derdim neden bilemem? • Dalında solarken akşamın gülü • Geldi yine güzelim yaz gönül eğlensin biraz • Artık gelecek sanma sakın geçti o günler • Aşkımın ilkbaharı ilk heyecanım benim • Ayrılık büküverdi boynumu • Ben derdime hiç çare bulmam sâki • Bir kara gözlüye ay balam tutulup yanmışam • Bir kere sevdim diye bin pişman etme beni • Çek küreği güzelim uzanalım Göksu’ya • Çıksam şu dağların yücelerine: Orhan Şaik Gökyay • Erişti nev-bahar eyyâmı açıldı gül-i gülşen • Ey sevgili hasretim sana • Gam çekme güzel n’olsa bahârın sonu yazdır: Fâruk Nâfiz Çamlıbel • Geceler hiç bitmiyor • Gönül ne gezersin sevdâ bahçesinde”
İçinde ünlü şairlerimizin de eserlerinden besteleri vardır. Özellikle Nedîm, Fuat Edip Baksı, Hüceste Aksavrın, Muhyiddin Râif Yengin, Hikmet Münir Ebcioğlu, Orhan Şâik Gökyay, Fâruk Nâfiz Çamlıbel ve Uğur Gür onun eserlerinde yer alan güftekârlardır.
Şiirde “anlam mı, ritim mi daha önemlidir?” sorusu aslında edebiyat teorisinin en temel tartışmalarından biridir.
Şiirde ve musikide anlamın önemi: Duygu ve düşünce aktarımını şairin iç dünyasını ve toplumsal sezgileri şiirle dile getirir. Anlam olmadan şiir, okurda ve dinleyicide derin bir etki bırakmaz.
Divan şiirinde mazmunlar, modern şiirde imgeler anlamın taşıyıcıları olmuştur. Okurla bağ kurmak için hedef kitleyle anlam, şiirin evrensel ya da bireysel düzeyde okurla iletişim kurmasını sağlar.
Şiirde ritim ve sesin önemi dendiğinde müzikalite akla gelir. Şiir, sözün müzikleşmiş hâlidir. Aruz, hece veya serbest ölçüde ritim, şiire ahenk katar.
Hatırlanabilirlik açısından ritimli mısralar, halk şiirinde ve türkü formunda kolayca hafızada kalır. Duygusal yoğunluk bakımından ise ses tekrarları, aliterasyon ve asonans gibi teknikler duyguyu pekiştirir. Denge yönünden klasik şiirde (Divan edebiyatında) ritim ön plandadır; anlam çoğu zaman mazmunlarla örtülür. Modern şiirde ise “anlam” ve bireysel duygu yoğunluğu ön plandadır, ritim daha serbest bir biçimde kullanılır.
En güçlü şiirler, anlam ile ritmi dengeli biçimde birleştiren eserlerdir. Yahya Kemal’de, Abdurrahim Karakoç’ta ritim ve ahenk, Orhan Veli’de anlamın yalınlığı, Sezai Karakoç’ta, Cemal Süreya’da ise imge ve ses birlikteliği bu dengeye örnektir. Şiirde tek başına anlam ya da ritim değil, ikisinin uyumu şiiri “şiir” yapan özdür. Güfteler birer şiir olduğu için bunları bestekârların eline verdiğimizde nasıl bir musiki eseri ortaya çıkacağına onların yetenekleri ile birer şah eser olarak bize dönebilir. Bazı eserler güftekârdan daha ünlü hâle getirir bestekârı… Böyle örnekler çoktur. Çoğu zaman güftekârın hakkı ihlal edilir, adı sanı anılmaz nedense?
Toker’in repertuvarında “Nihâvend makamı” ağırlıktadır; “Gönül ne gezersin sevdâ bahçesinde” adlı eserini farklı varyantlarla defalarca bestelemiştir. Bu, onun melodik arayışını ve aynı güfteyi farklı duygusal tonlarda işleme isteğini gösterir.
Biz tatilde sükûnet içinde kendi musikimiz TRT’den emekli dostumun hediyesi olan radyodan TRT Nağme kanalından dinlemeyi yeğledik. Seyahat ederken de kanalımız TRT Nağme ve TRT Türkü idi…