Eski yazıyı bilse de yeni alfabi öğrenememiş asker anası, oğlundan gelen mektubu, hem eski hem yeni alfabeyi çok iyi derecede okuyup yazabilen eniştesine okutmak ve mümkünse aynı gün cevabını da yazdırmak ister. Evinden çıkıp ablası ve eniştesinin evine giderken komşularından biri "Nereye böyle komşu?" der. "Askerdeki oğlumdan mektup gelmiş de enişteme okutacağım...
-Ver de ben okuyayım sana...
-Olmaz. Gizli saklı sözler olur. Sen niye okuyasın ki?
-Asker mektubunda gizli saklı bir şey olmaz ama hadi neyse ... Git de okut eniştene!
Kadıncağız koynunda taşıdığı mektubu verir eniştesine:
-Enişte, bizim oğlan biliyorsun ki askerde... Şu mektubu oku da dinleyelim.
Eniştesi eline alır mektubu, önce bir göz atar... Eyvah der içinden... Bu mektubu böyle olduğu gibi okursam bizim baldız kesin olarak sinirlenir ve en azından basar küfrü..." Eşek sıpası! Daha yeni gittin askere! Cebin mi delindi yolda? Yoksa karına mı bıraktın sana verdiğimiz paralerı? Hemen ne parası istiyoň sen! Daha iki üç ay oldu olmadı..." deyiverir de asker çocuk harçlıksız kalır diye düşünür.
"En iyisi baldızın hoşuna gidecek biçimde okuyayım" der.
Sonra da edebî süslemelerle yazılmış bir mektupmuş gibi okumaya başlar...
Hayali mektup şöyledir:
Pek muhterem canımdan çok sevdiğim anacığım ve babacığım. Canı gönülden, hulusi kalpten selam ederim, ellerinizden öperim.
Bugün vatan vazifesinde üç ayım bitti. Sizlerden ayrı kalmanın ve daha önce tatmadığım adına yalnızlık denilen duygudayım. Oysa ben, senin sıcak ocağında olmak ne güzelmiş de kıymet bilememişim. Hasretin bana bu kadar ağır geleceğini ve getirdiğin bir yudum suyu, kuru ekmeğini dünyalara değişemeyeceğimi bilemezdim. Hasret kaldım ve çok özledim seni anam. Köyümü, dağdaki ağaçları, kayalardaki taşları, ardıçları özledim.
Pek muhterem babacığım. Vatan borcu biter bitmez senin dizinin dibinden, sözünün hiç bir hükmünden ayrılmayacağım.
Ah anacığım.🥰 Şimdi kapatıp gözlerimi, hissetmeye çalışıyorum rüzgârın bana getirdiği kokunu. Babamı da seviyorum ama vallahi seni daha çok seviyorum anam...😀
Asker anası eniştesini dinledikçe "Ah benim oğlum ne de güzel sözler yazmış... Göğsüm kabardı vallahi, gurur duyuyorum oğlumla" der.
Mektubun sonuna doğru nâzik bir dille para isteğini de ifade eden sözleri duyunca:
-Ne olacak yahu? İki koyun satarım, oğlumu parasız bırakmam. Kimselere muhtaç etmem" der.
Duyduğu, dinlediği en güzel mektuptur. Bugüne kadar ne kocası ne başkası gönlünü bu kadar okşamamıştır.
Eniştesine teşekkür eder ve birkaç gün sonra cevap yazdırmak için geleceğini söyler. Mutlu ve keyifli bir biçimde evine dönerken malum komşusuna bu defa mektubu kendisi verir:
- Al şu mektubu bir de sen oku! Gözün mektup görsün! Sesli oku da şu kapı önünde oturan karılar da işitsin.
Komşu alır mektubu ve okumaya başlar. ... Üç beş cümleden sonra asker anasının duyduklarıyla eniştesinin okuduğu mektup arasında hiç alaka yoktur.
Kupkuru sözler ile selâm kelâm vardır...
Buna çok içerleyen kadın:
-Ver şu mektubu şerefsiz! Eniştem ne güzel okuyor. Sen onun gibi okuyamıyorsun! Sana okutanda suç! diyerek asabi bir biçimde evine döner...
Uzun yıllar o mektubun aslının hep eniştesinin okuduğu gibi yazılmış olduğunu zannederek yaşamış olan kadıncağıza gerçek 20-30 yıl sonra söylense de pek inanmaz...
.
Asker anasının eniştesi merhum Halit dedemdir o edebî mektubu okuyan... Kendisi "Bırakın öyle sansın... Neden mutsuz etmeye gayret edersiniz ki baldızımı? Hakikati söylemek mutlu etmeyecekse ve bunun kimseye de ziyanı yoksa süsleyip püsleyip memnun edin insanları... Bırakın hakikat yerinde kalsın böyle hallerde..." demişti...
Müzeyyen üslûpla yazılan mektupları okuyup ezberlemiş olan dedemin şakacı hâlleri kitaplara sığmaz.
Tekrar cânı gönülden hulûs-i kalpten selam eder, hasretle büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim...
"Bâki selamlar...
Kestane kebap, acele cevap..." diye sona eren nice mektuplar okumuştuk...
Güzel mektuplar okumak dileğiyle...
Tanrı Dağları'ndan selamlar. Muhittin Gümüş