İlkokul hikâye kitaplarında fabl türünde didaktik metinler okutulurdu bize. Biz de kuzu saflığıyla okurduk... "Okumak güzel ama çocuk ruhuyla içimizi acıtan olayları hayvanlar üzerinden anlatan metinlerin yarattığı travmayı hiç düşünmezler mi?" diyordum. "Bunu metin yazarları düşünmez de gelişim ve eğitim psikolojisi uzmanları da mı düşünmezler?" dediğimde ise aradan uzun yıllar geçmişti... Tabii eğitimci olunca daha iyi anladık. Kendi çocukluğum dönemindeki eserlerden söz ediyorum... Günümüzde bu alanda çok iyi yetişmiş bilim adamlarımız, uzmanlarımız var şükürler olsun... Fabl türü okuma metinlerinin çocukların -yaşına uygun olmak şartıyla- hayal dünyasını geliştirici etkisi olduğu göz ardı edilemez tabii. Günümüzde fabl türü yayınlar, çizgi filmlerle daha fazla yapılmakta... O filmler de çok denetimsiz maalesef...
Gelelim hikâyeye:
11 Eylül yukarıdaki kurdun aşağıdaki kuzuya: "Suyumu bulandırıyorsun! Senin canına okurum!" dediği tarihtir...
-Ama ben aşağıdayım, siz yukarıdasınız... Suyunuzu bulandırmam imkânsız...
-Geçen yıl bulandırmıştın!
-Geçen yıl ben dünyada değildim ki...
-Şimdi bana yalancı mı diyorsun kuzu? Öyleyse babandı...
Zavallı kuzucuk kurdun bahane aradığını ve gerçek niyetini anlayıp öğrenene kadar canından olacağını nerden bilsin ki?
İkiz kulelere intihar saldırısı yapılana kadar güya uyuyan, bunu da canlı yayında sunan emperyalizmin vampirlerinin hiçbir katliamdan pişman olması, kaçması, af dilemesi, nedamet getirmesi mümkün değildir... Bahaneleri daima hazırdır. Yeteri kadar kauçuk elde edemediği için eli kesilen Afrikalı çocuk, İngilizkumaşı satılsın diye ipekten Hint kumaşını eliyle dokumasınlar diye parmakları kesilen Pâkiler ve Hindular... Neyse saymayalım bu dehşeti... Sömürmek için öldürmekten asla vazgeçmezler... Efendilerine bu kadar sadakatle bağlı olan kölelerin özgürlük ne demek sorusu yadırganamaz...