"İyi mi, kötü mü?" diye fikrini sorarız adama. O da tutar:
-Eh fena değil birader?
...
İyi değil demiyor; fena değil diyor... Fena değilse iyi mi?
-Hayır ama... Eh işte...
Kötüye kötü demek çok mu zor?
Adamına göre mi kötüye kötü diyelim? Kendimize tutarsız biri denmesine müsaade eder miyiz?
İyiye iyi demek pek kolay görünür ama bazen kıskanç ruhlar buna da bir bahane bulur bizim vatandaş. Olmadı "Şimdi buna iyi dersem yarın şımarır yav" diyen ihtiyatlı(!) müşkülpesent tiplerimiz de vardır.
İyiye iyi diyemeyenleri hiç hazzetmeyiz. Bunlar kötüye kötü demekten de imtina ederler.
"Bizim kötümüz sizin iyinizden pek iyidir" demekle büyük laf ettiğini sanan zavallılar için de psikoloji ilmi mutlaka bir şeyler der.
İçinde, gönlünde, zihninde adalet ve hakkaniyet duygusuna sahip olanlar doğruyu söylemekten geri durmaz. Usulünce; adap çerçevesinde, şahsı veya toplumu rencide etmeden doğrular söylenir. Doğrunun yanında, doğrudan yana, doğruyla birlikte olmaktan haz duymak gerekir.
İdeoloji körlüğü, bizim adamımız anlayışı, bizden biri düşüncesi liyakati ve adaleti sıfırlamakta, başarılı ve çalışkan insanları ümitsizliğe götürmekte, toplumda güvensizlik duygusunun yerleşmesine sebep olmaktadır.
"Bizden olsun, çamurdan olsun...
Mümkünse hemşehri olsun..." Üçüncü sınıf insan tipi anlayış...
Erkek memur:
- Sayın Genel Müdürüm... Emekli oluyorsunuz bu ay. Eğer sizi yerinize beni Genel Müdür yapmayacaklarsa ve önermeyecekseniz yerinize gelecek şahıs mutlaka kadın olmalı... Biz erkek çalışanlar için son derece disiplinli biri ancak kadın yöneticilerden çıkar efendim.
Kadın memur:
-Sayın Genel Müdürüm. Ben olmayacaksam, lütfen yüzüme söyleyin. Kadın olacaksa benden başka bir hemcinsimi lâyık görmezsiniz değil mi? Ben olmazsam erkek biri, delikanlı bir adam olsun! Bu yaştan sonra kadın dırdırıyla uğraşamam; bir kadın olarak tahammül edemem... Hemcinslerine bu kadar zıt, karşı cinse o kadar itaatkâr davranma eğiliminin kaynağı nedir?
Türk milletinin içinde ve geleneksel yapısında böyle hallerde nasıl tavır alınmalı acaba?
Liyâkatine değil de boyuna posuna, endamına bakmak da özel sektörün bir başka marazi durumu...
Herkes "Ben iyiyim, hatta en iyi benim!" diyor...
"Aman efendim... Ne haddimize?... Biz henüz pişmedik..." diyen yok.
Ben çok iyiyim yahut ben ondan daha iyiyim... Benim neyim eksik vb... mukayese etme hastalığı? Daha neler neler...
Hiç bir eseri yok. Hiç bir sözünü tutmamış, hiç bir alâmet-i fârikası yok. Kamuya, halka hizmet için seçilmiş ama... Ama deyince satırlar kısalıyor ve anlamsızlaşıyor.
Bomboş geçen yıllarda hava yere para harcatmış, adamlarını zengin etmiş, eğlence dünyasının ahmaklarını paraya boğmuş, başka da bir icraatı yok... Sonra da "Haramzadeler neden çoğaldı?" diye sorduktan sonra cevap bulma gayretinde olmuyoruz. Asıl soru ve sorun budur işte...
Öyle değil mi?
Tanrı Dağları'ndan
Muhittin Gümüş .31. 08.2024