Bize ilginç ya da ters gelen şeylere tepkimiz olur. İlginç ama aynı zamanda yüreğimi sızlatan bir durumda mevzuyu anlayınca doğal olarak herkes gibi ben de şaşırıp kalırım. 2006 yılıydı. Son yılların en soğuk kış mevsimini yaşıyorduk Bişkek'te. Yine o karakışın en sert günlerinden birinde sabah evden çıkıp Üniversiteye gidecekken kapı komşumuz henüz iki aylık bebeği İvan'ı bebek arabasına koymuş. Bebek arabası da ortak geçiş alanında duruyor. Kendisini de mutfakta oturmuş, sabah kahvesini keyifle yudumlar hâlde gördüm. Mutfak penceresinin önünden geçiş verilmiş benim oturduğum daireye... Ben de zaten oradan gördüm komşu İrina'yı. Pencereyi tıklayıp "İvan burada hasta olmaz mı? Daha çok küçük o..." dediğimde çok umursamaz bir biçimde "Hayır, Muhittin Bey! Biliyorum ki siz Türkler sıcak ülkeden geldiniz. Soğuk iklim şartlarında yaşamayı bizim kadar bilmezsiniz. İvan'ın bağışıklık sistemini güçlendirir bu hava. İçerdeki sıcaktan daha zararlı değil dışardaki soğuk. Gün ışığı ve iki saat temiz havadan yararlanmalı çocuk" dedi.
Şaşırdım... Diyeceğim bir şey kalmamıştı o anda. İrina'nın kız kardeşi de bir Türk delikanlıyla evliydi... Ertesi yıl da aynı evde bir erkek bebek daha dünyaya geldi. Adı Yaşar idi... Yaşar da kışın bizim kapı önünde bağışıklık uykusuyla büyütülmeye başlandı... Yaşar'ın babası birkaç ayda bir Türkiye'ye ve diğer ülkelere ticaret amacıyla gittiği için bu durumu hiç bilmiyor olmalı ki Şubat'ın 14'ünde “Sevgililer Günü”ne eşine sürpriz yapmak için gelir eve. Yine ben sabah mesaiye gitmek için kapıdan çıktığım anda bizim Türk delikanlı baba "Yaşar'ımı donsun diye mi bıraktın dışarı! Vay vicdansız karı! ..."derken beni gördüğünde başka bir şaşkınlık içinde ve ağlayacak bir hâlde "Hocam yahu! Şimdi ben ne yapayım? Yaşar'ı ölsün diye mi koymuş bu kadın, buz gibi havada bebek arabasına?..." Aman kardeşim sen Rus damadı olmuşsun ama henüz onların âdetlerini kavramamışsın. Geçen yıl burada İrina, İvan'ı haftada üç gün dışarda uyuttu. Bak şimdi çelik gibi... Şimdi senin Yaşar da aynı biçimde yaşar, dedim. Sesten dolayı olsa gerek... Eşi çıktı o arada... Türk damadın elindeki çiçekleri görünce sevinçten havalara uçtu Veronika. Ancak eşinin biraz benden çekinmesi biraz da gördüğü manzaranın etkisiyle sıcak bir kutlama ve muamele olmadı. Genç Türk baba "Eğer Hocam karşıma çıkmayıp yalnız karşılaşsaydık elimden bir kaza çıkardı Vera..." dedi ... Eşi şaşkındı... Ben veda ederek ayrıldım, gittim. Üç beş gün sonra Rus gelin Yaşar'ı yine çıkardı soğuğa... Lütfen, eşim duymasın! O yine de ne olur ne olmaz diyerek çocuğu soğuğa çıkarma dedi ama biz böyle yetiştiriyoruz işte... "diyerek endişesini dile getirdi. Siz de Antalya'nın sıcağında yetişen bir Türkle evlenince böyle durumla karşılaşırsınız, dedim.
Yaşar ve İvan okul çağına kadar komşumuzdu. Soğuğa çare var, sıcağa çare yok ya da masraflı dedi yaşlı anneanneleri Lubov... “Biz bebekleri kundaklayıp sarıp sarmalıyoruz... Lahana gibi üst üste giydirip terletiyoruz. Sonra da al sana hastalık.” derdi hep. İklimle, coğrafyayla insanların kültürleri arasında çok uyumlu bir bağ vardır. Buna uyum sağlayamayan her organizma hasta olur, bitap düşer. Bizimkiler mızmızlanır durur günlerce...
Eskimolar 28 çeşit kardan bahseder. Kar dediğimiz bembeyaz yağış türü var ya hani işte o karın 28 değişik türü varmış ve 28 de adı varmış tabii... Coğrafya kaderdir derken coğrafyasız kader de tarih de olmaz. Size ait bir coğrafyada hayatınız o toprağın, o suyun, o havanın ve o iklimin tesiriyle devam eder... İlginç bir hatıra ile birlikte neler hatırladım neler! Sayfalara sığmaz... Keşke sığsa...