Yüce Allah'a dua, âdeta ana kucağına sığınan bir çocuğun güven ve huzur duygusunu sağlayan manevî bir vesiledir. Kimi zaman ferdî olarak, kimi zaman da cemaat ya da topluluk hâlinde dua ederiz. Buna kimse karışamaz, âmin deyip dememek de şahsî tercihimize bağlıdır.
Nüfusunun kâhir ekseriyeti Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin adli yıl açılışında Yargıtay kapısında sayın Cumhurbaşkanı, Yargıtay Başkanı ve çok sayıdaki davetli huzurunda Diyanet İşleri Başkanı dua etti... Dua edildi edilmesine de dua edildi diye kıyamet koptu Müslüman ülkemde... Kıyameti koparanlar da muhtemelen Müslüman... Değillerse söylemek için hiç bir engel ya da mani yok. Binaenaleyh kimsenin imanını ölçemeyiz... İslâm ülkesinde eleştirilen şeyin Yargıtay binasının dua ile açılması... Ülkemizin kurucusu Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün riyasetinde TBMM'nin 23 Nisan 1920'de dualarla açıldığını hatırlatalım. Dua, ortak ideallerin ve güzel işlerin vuku bulması için edilir.
Ancak mesele sadece dua değil... Dinden, duadan bahsedilen yerlerde ve her türlü ortamda dinimizin amelî kısımlarından icraatta bulunurken, seçmenine ne kadar da dindar olduğunu yansıtmak için gönlünden/içinden gelmediği hâlde en önde, en yüksek sesle İslâmî terimleri abartılı biçimde kullanan tipler şahsen en hazzetmediğim riyakârlardır. Oysa dua, iyi dilekte bulunmaktır; riya ise sevabı siler süpürür... Riyakârların niyeti menfaattir. Duayı eleştirenlerin içinde iktidar partisinin ekmeğini yemiş, ballı lokmalarını yutmuş, devletin yumuşak koltuklarında kasıla kasıla, gerine gerine oturmuş, makam araçlarına kurularak kırışa kırışa etrafına hava atmış, adam zannederek makamla mevkiyle taltif edilmiş ama o, kerâmeti kendinden menkul zannederek partisinden ayrılmış, yeniden seçmen nezdinde popüler olabilmek için iktidara verip veriştirirken onlara "Hiç mi utanmazsınız?" diyen pek çok insan vardır herhâlde. Bunlar; duayla, ibadetle ve hep millî ve manevî değerlere karşı durarak Müslüman Türk'e zulmetmiş, bunu sistematik bir psikolojik işkenceye çevirmiş tiplerin/zihniyet sahiplerinin yönettiği kanallarda arz-ı endam etmeleri tek kelimeyle pespayeliktir. Onlar modern dönemin zübükleridir.
Türk milletinin dünya milletleri içindeki varlığını, bekasını ve bütün millî davaların muhafızı, İslâm ahlâkı ve faziletini, Türklük gurur ve şuurunu gönülden benimsemiş, Türk dünyasının birlik ve beraberliğini arzu eden, onun refah, huzur ve esenliğe kavuşmasını ülkü edinmiş Türk milliyetçilerini de haksız, ahlâksız bir üslupla, mesnetsiz iddialarla ve yorumlarla eleştirenlerin Türk milliyetçiliği kavramını suistimal ettikleri, hayatının hiç bir döneminde hiç ülkücü olmamış hatta aile efradında bile hiç Türk milliyetçisi veya muhafazakâr partilere oy vermemiş kişiyi parti genelbaşkan yardımcısı yapanların, gasp edemedikleri ve sonunda fare gibi terk ettikleri MHP'ye ve onun kıymetli Genel Başkanına dil uzatanların güya kendilerini ülkücülükle tanımlamaya veya ifade etmeye çalışması büyük bir yalan ve bir nevi nâm hırsızlığıdır.
Bölücü örgütle iltisaklı partiyle işbirliği yaptığı gizli bir hâdise değil bazı muhalefet partilerinin. Onlarla birlikte hareket edenlerin ülkücü olması mümkün müdür? Hadi oradan!
Siyasi çizginizi bozup, omurganızı zedeleyince yine siyasi sürüngen hâline geldiniz, dik duracak omurganız yok. Siyasi istikbaliniz için dün nemalandığınız yerlere laf ederken azıcık insan olmayı başarın! Esasen her gün insan olmak ve insan kalmak çok zordur. Bu zorluğa katlanamayanlar siyasi sünepe olarak politik çöplerden çıkıp da geri dönüşüme bile yaramazlar...