Yalana yalan, yanlışa yanlış demedikçe kavramlar anlam değiştirmeye başlar. Hakikatin ve doğrunun yerini yalan ve yanlış alırsa sözlükler bile isyan eder ve patlar sonunda... Ahlâk felsefesinin övdüğü erdemli olmayı ideal hâline getirmemiş olanların sözlerini kanıksamak felaketin çoktan başlamış olduğunun delilidir.
Yalanı ve yanlışı her türlü ahlak, insaf, vicdan, iz'an ve değerden üstün tutacak kadar gözünü menfaat bürümüş olanların ise ıslaha ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Çünkü ıslah edilemezler... Onların taraftarı da sempatizanı da yancısı da bileşik kaplar gibidirler. Eğer o kafalar bir gün çoğunluğu oluştururlarsa felâket değil, işte o zaman âhiret olur...
Adaletli, erdemli, ahlâklı, dürüst, haktan ve hakikatten yana olan, insanî değerlerle temayüz etmiş vicdan sahibi edepliler daha fazla ses çıkarıp mücadele ederek başta Türk milletinin, İslâm âleminin, bütün insanlığın ve kâinatın değerler terazisinde ağır basmazlarsa taşıdıkları sıfatları mezara gömmüş olurlar. Bunun hesabı kıyamette sorulur ve bedeli de ağır ödenir...
Firavun'dan şikâyet etmek yerine mücadele etsene... Onunla mücadele eden Musa'dan yana da olsana! Musa'ya muhalif olanlar aynı zamanda Firavun'dan yana olduklarının farkındalar mı? Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk milletinin başarısından, gelişmesinden, refahından, kudretinden dolayı uykusu kaçanların Firavun'a sempati duyanlardan başkası olmadığı âşikâr? Dünyanın kan emici emperyalist güçlerinin başındakiler birer modern Firavun'dur. Onların emellerine râm, yollarına revân olanlarla mücadele etmiyorsanız kendinizi onların arasında bulursunuz ama "kim/ne?" olarak... Charles III 'de krallık tacını giydi. Nedense çok mutsuzdu... Özellikle 20. yüzyılda nice masumların canına kıyanların kralı olmak pek de hoş değil galiba...
Neden? Bir düşünün bakalım!