İstanbul'u seviyorum... "Neden ki?" denirse, bir nedenle ifade edilemeyecek kadar çok seviyorum... Çünküyle başlasam söze; o kadar çünküsü var ki... O kadar çünküsü olan başka şehir var mıdır? Ancak bir taşı acem mülküne feda edilecek kadar değerli yahut ay ve güneş ezelden İstanbullu olduğu için... Sonradan değil, ezelden beri... Sonradan olma, sonradan görmeleri sevemedim... ezelden beri deniz ve toprak onda visale erdiğindendir... Biz bugün ve her gün İstanbul'u seviyoruz. Ayasofya'nın ibadete açılmasıyla daha bağımsız, daha hür göründü gözüme...
Buldum galiba en güzel sebebi... Ben hür şehirleri severim...
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
……………………………………………
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyâr;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Şair: Necip Fazıl Kısakürek
İstanbul özlemiyle gönlümün en derin yerlerinden, Tanrı Dağları'ndan selamlar gönderiyorum.