Anneme demiştim ki...
-Yardım et de ağaca çıkayım.
-Başkasının çıkardığı ağaçtan kendin inemezsin evlat! Önce kendin dene! Gayret et! Gücün varsa çıkarsın. Bir gün gelir tabii ki çıkarsın... Önce ellerinle, kollarınla tutunup üstüne basarak çıktığın dalları sakın ola ki kırma!
İnmek istediğinde onlar sana çok lazım olacaktır hem de çok. Çıkarken ne kadar gerekliyse inerken de en az o kadar gereklidir o dal ve budaklar...
O dalları kırma, çünkü onlar her yıl meyve vermek için dört mevsim ve yedi iklimin kahrını çekerler...
Çıkmak istediğin ağaca hiç su verdin mi yavrum? Gölgesinde durup serinlenirken şükran duygusu yükseldi mi yüreğinde?
-Cevabın "Hayır!" ise önce şefkat ve merhamet, sevgi ve saygı ile dolu bir şahsiyet/kişilik kazan. Sonra o ağacın dalları zaten sana eğilir ve çıkarsın adım adım yukarı doğru...
Anneler çocuklarını ağaca çıkarmak için değil, öncelikle doğru düzgün bir yolda yürürüsünler diye ellerinden tutarlar. Sonrası Allah kerim diyerek zamanın ruhuna uygun bir tavırla talim-terbiye için göz ucuyla da olsa tedbir ve tefekkürle gözetlerler ki halk içinde muteber bir şahsiyet olsunlar diye... Saldım çayıra Mevlâ'm kayıra demezler.
Elinden tutmadan yürümeyi bilmeyen evladı hiçbir anne baba ağaca çıkarmaz evlâdım. Düştüğünde yürümeye de cesareti kalmayacak olan körpenin hayatı ömür boyu karanlık geçer... Düşmeyi de kalkmayı da önce bastığın toprakta öğren. Zemin daldan sağlamdır... Düştüğün yer ırmak ya da deniz ise daha çok dikkat et... Yüzmeyi bilmeden düştüğün suda çırpındıkça batarsın... Maksadım olmazı göstermek değildir. İşin ehlinden bilgi al, iyi öğren, çok tecrübe edin ve dikkatlice uygula... Anneni ve babanı ardında veya yanında hisset yeter... Bir gün onların da olmadığı zaman olacaktır... O da dünyanın sonu değildir. Hak Teâlâ insana akıl verdi, fikir verdi... Göz verdi, gönül verdi, edep ile ahlâk verdi... El, ayak, gövde ile uzun bir ömür verdi...
Dedi annem...
Cevap veremedim hâlâ bu yaşta dahi...