"Sulamadığın solar, aramadığın unutur, konuşmadığın biter, ilgilenmediğin ölür, değer vermediğin ise elbet bir gün yok olur." derler.
Her şeyi zamanında yapmanın hazzını yaşamak zorundayız. Eğer tren zamanında kalkıyorsa geç kalanlar için bir sonraki seferden başka ümit yoktur. O da son sefer değilse eğer…
Her şey zamanında olmalı... Ne erken ne geç...
Ağaç tomurcuklanır ve çiçek açar; mis gibi koku ve renkleriyle gözleri ve gönülleri bahara erdirir. Ardından dallar meyveye durunca beklenen yaz sıcağında oluşan tad ve lezzetin değerini kim ölçebilir ki?
Eğer baharı görmeden yaz gelir geçerse güzden de ümit kesilmişse hayat hep kış gibi geçer; soğuk, ayaz ve boran içinde…
Dostlar da mevsim gibidir.
Soldurmadan sulamak, dondurmadan ısıtmak, unutmadan hep hatırlamak, samimiyeti hitama erdirip bitirmeden yaklaşmak, duyguları öldürmeden gerekli ilgi, sevgi, muhabbet ve ihtiramı göstermek için yalnızca bahar olmak yetmez.
Bulutsuz yağmur, güneşsiz sıcaklık, esintisiz serinlik olmaz.
"Bin bahar geçse de taş yeşermez" diyen Mevlânâ'nın haykırışı bize ikazdır.
Taş, kaya, kum gibi varlıklar sorumluluktan muaf olup onlardan şefkat, merhamet, incelik estetik, ahlâk, erdem ve edep beklenmez. Kimileri hakikaten taş misalidir zannımızca ... Dört mevsim, yedi ilkim taştır hep... Zahmet etmeye, emek vermeye değmezler...
Muhittin Gümüş Amasya'dan selamlar...