Bir varmış bir yokmuş… Bir Sevda Ülkesi varmış. Neler varmış, neler yokmuş sadece âşıklar bilirmiş… Sevda Ülkesi'nin bir ormanında gezmeyi hayal eden güzeller güzeli, inci mercan dişleri, gül gül yanakları, taze bahar gibi bakışlarını sunduğu gözleriyle ve hilâl kaşlarıyla tanırmış herkes onu… Bir gören bir daha görmek arzusuyla bakarmış… Boyu posu, endamı selvileri kıskandırırmış… Baba şefkatiyle büyümüş, anne sevgisiyle olgunlaşmış bir Bilge kız varmış…
...
Yalnız gidilmez o Sevda Ülkesi'nin ormanına… Sana bir yoldaş gerek… O yoldaş mert ve yiğit olmalı… Kuşa kurda yedirmemeli... Yılandan çiyandan korumalı …
Bilge kız, merakından azıcık yaklaşır Sevda Ülkesi'nin ormanına doğru… Oralara yakın bir yerde; beyaz gül bahçelerinde görür bir yiğidi… Kara yağız delikanlı, elinde bir demet gül ile bekler onu…
Der ki...- Yıllardır seni bekledim… Zaman bizi kemale erdirse de sabırlıyım, bekledim Bilge kız… Adın gibisin… Bilgelik ruhuna işlemiş… Ne kadar da güzel gülüşlerin var… Yüzün güneş gibi… Gözlerin yıldız saçıyor… Bakışlarından şimşekler çakıyor.
Gidelim şu ormandaki sevda iksiri akan pınardan doya doya içmeye… Tutabilir miyim gül kokan ellerinden?
Gül yaprağı gibi nazik… ezilmesin tenin, değmesin başka bir göz izi sana… Bilge kız… Bu pınardan sevda iksiri içenler şad olurmuş…
Bilge Kız der ki: İçelim, kâm alalım… Bu ormandan giden bütün yollar Sevda Ülkesi'nin tam ortasına kadar gider… Elimden tutarken gözlerime de bak… Dilinden inci değerinde aşk sözleri dökülürken kuşlar nağmeleriyle eşlik etsin. Ötüşen bülbüller coşsun…
-Ah benim Bilge’m… sultanım… Sen yokken omzuma konan bülbül sen miydin? Kaf Dağı'nın ardında Zümrüd-ü ankam oldun sen benim… Bu güzel Sevda Ülkesi'nin ormanında ağaçlar, yapraklar ve bütün kuşlar şahit olsun aşkımıza… Bir içim su, bir gonca gül gibi gir yüreğimin en derin yerlerine... Ta ki tan yeri ağarana kadar… İçime güneş gibi doğ dedim… Doğdun… Erittin içimdeki buzları... Gönlümün telleri en güzel şarkıların besteleriyle her an hazır … Bülbül şakırken sen de benim şakayıkım olursun…
-Ellerimi bırakma… Sarsın olanca gücüyle o eller belimi, bedenimi… Ve yüreğimiz birlikte atsın, aynı duygu ve ritimle…
-Sevda Ülkesi'ne doğru yürüyelim el ele… Sen sevda ülkesinin güneşi, ekilen beyaz gülü, derinlerdeki beyaz incisi ol… Orman hep ve yalnızca aşkla dolu olsun.…
-Yürüdük ormanda… Yol ince ve uzun… Şefkat pınarı da coşup akıyor… Bir yudum da benim elimden içsen olmaz mı sevgilim…?
-O şefkatli ellerin saçlarımı okşarken şefkat pınarından akan her damla gönlümü doldursun… Coşsun!…
………………
Muhittin Gümüş
Tanrı Dağları'ndan