"At'ın asaleti hayvanlar âleminde bir başka olsa da at sırtında doğan Türk milletinin at'a bakışı bambaşkadır. At, avrat, silah bizim namusumuzdur.
"Dünyayı avucu içinde tutan,
At sırtında doğan Türk erleriyiz.
Tuna boylarında kılıç oynatan,
Biz arslan yürekli süvârileriz."
Babam 1934 doğumlu Osman Gümüş, 1955 yılında Türk ordusunun Edirne'deki son süvâri birliği askeriymiş... Yukarıdaki Süvari Marşının ilk dörtlüğü onun hatıra defterinde yazdığı hâliyle kalmış aklımda. Defter kayıp, marşın devamını bilen varsa yazsın diyeceğim ama pek zor.
Tarihte dostumuz, yoldaşımız, savaş aracımız atların yerini bugün demirden ve uçan atlar aldı... İnsansız atlar semâlarda cirit atıyor düşmana...
At'a Senfoni'yi okumak gerek... Mümkünse daha başka eserlerde at ve at kültürü hakkında öğreneceğimiz çok şey var...
"Hiçbir kederim, derdim, insandan ve cemiyetten küskünlüğüm olmamıştır ki, atıma binip şehir dışına çıktığım zaman tesellisine kavuşmuş olmayayım." NFK
Z Dergisinde Atakan Yavuz şöyle yorumlar At'a Senfoni'yi..."Batı medeniyetinin kurucu metinlerinden Odysseus’a bir savaş hîlesinin nesnesi olarak giren at, Türk edebiyâtında erdemli kavramlarla yan yana anılmıştır hep: zarâfetle, asâletle, sadâkatla. Dede Korkut’tan Karacaoğlan’a Nef‘î’den Yahya Kemal, Necip Fazıl ve diğer çağdaş şâirlere kadar, atın büyüsünü şiirine taşımamış Türk şâiri neredeyse yoktur. Hatta Necip Fazıl At’a Senfoni’nin bir yerinde, “eğer en eskisinden en yenisine dünya yüzüne bin şair gelmişse bunun en aşağı dokuz yüzünün” attan bahsettiğini söyler. Sâdece Türklerin değil Türkçenin de kanadıdır at. Bunun borcunu, düze inerek şiir dışındaki formlarda ödeyen şâir ise oldukça azdır. Necip Fazıl bu az sayıda şâirden birisidir. Arûzun develerin çöldeki yürüyüş ritmi olduğu var sayılır. Eğer öyleyse hecenin de kısa, kıvrak ve enerjik ritmi, atın steplerdeki yürüyüşüyle eş değerdir. Hecenin modern Türkçedeki dirilişini temsil eden Necip Fazıl’ın atlarla ünsiyetini bu açıdan anlamlandırmak hiç de fenâ bir fikir değil. “Atın romanı” diye takdim ettiği At’a Senfoni de baştan sona at sevgisiyle mayalanmış bir metindir. Dokuz yaşında ata binmiş ve kendi deyişiyle “bir daha hiç inmemiş” şâirin belki de hayatında değişim ve dönüşüm geçirmemiş tek tutkusudur. Dört nala koşan bir atın sağrısından tüten buhar gibi At’a Senfoni’nin de her sayfasından onun bu at tutkusunun, aşkının buğusu yükselmektedir. Onun için at, “insan ruhundan yere damlayıp şekillenmiş ve sonra insanı sırtına almaya gelmiş bir müjdecidir: Zafer, fetih ve asalet müjdecisi... Necip Fazıl, her ne kadar şiirinde ve özellikle Büyük Doğu metinlerinde tekniğin ve maddî uygarlığın ilerlemesinin insânî değerlere verdiği hasarı kavramaya odaklansa da at bahsinde meseleye farklı bir açıdan yaklaşmaktadır. Teknik ilerlemenin atı gereksiz, “sefil” yüklerinden kurtararak onun estetik ve soyut fayda konusunda mükemmelleşmesine katkı sağladığını düşünmektedir. Manivela, vinç, tren, uçak, telgraf… hepsi atın fayda planındaki gereksiz ağırlıklarını almış, onu şâirin asıl önemsediği mertebeye, “prens soya” ve bu soya yakışan “prens işe” biraz daha yaklaştırmıştır. Hatta fotoğrafın hâlesini solduramadığı tek canlı attır diyebiliriz. Zîra fotoğraf atın o mükemmel hatlarını daha da ortaya çıkarma fırsatı sunarak efsunlu güzelliğine daha bir derinlik katmıştır. Bu yeni çağ ata asâletini geri vermiş, onun şiire geri dönmesinin yollarını açmıştır. Necip Fazıl’ın dünyâsında at mâsivâyı terk etmenin bir sembolüdür. Eski el yazması bir kitapta karşılaştığı hoş bir tesâdüf şâiri ata daha sıkı bağlar. Kitapta Peygamberimizin atlarından bahsedilen bir yer vardır. Şâir, atların isimleri arasında kendi ismine, yâni “asil” mânâsındaki “Necib”e rast gelir, bunu kendi adına bir şeref sayar."
Muhittin Gümüş
Tanrı Dağları'ndan
22.10.2025
Çeviri ve Geleceği Üzerine
Kızılderililer alın teriyle topraktan altın elde edip biriktirirler... Fakat zaman gelir vampir kovboy el koymak üzere harekete geçer. İşgal ve zulüm döneminde Kızılderili Reisinin altınları nereye sakladığını öğrenmek isterler. Anlamak ve anlatmak için tercüme gereklidir. Nihayet bir tercüman bulurlar.
Vampir kovboy, tercümana:
-Söyle bakalım Kızılderili Reisine! Altınları nereye saklamış? Yoksa kesinlikle öldüreceğiz! Canını ve halkını kurtarmak istiyorsa söylesin!" der.
Kovboyun söylediğini tercüman olduğu gibi söyler Reise...
Reis gururlu adamdır. Kendi canı için olmasa da halkının canını kurtarmak için "Şu dağın arkasında kocaman bir ağacın 14 metre güneyinde bir çukurda" diye cevap verir.
Kovboy tercümana sorar:
-Ne dedi?
-Sıkıysa vursun beni. Öldürecek yürek mi var sende! diyor, der.
...
Tercümanlık mesleği yalnızca entelektüel birikimle yapılmaz. Onunla birlikte ahlâki ve etik değerlere sahip olanların mesleğidir...
V. Uluslararası Çeviri ve Geleceği adlı sempozyumumuz sona erdi.
23-24 Ekim 2025 tarihlerinde Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mütercim Tercümanlık Bölümü tarafından düzenlediğimiz sempozyuma Türkiye, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Rusya'dan katılan bilim adamları ve araştırmacılar tebliğlerinde çeviri alanındaki sorunlara, yeniliklere ve çevirmenliğin gelecekteki rolüne değindiler.
Yapay zekâ veya makine çevirileri çevirmenin yerini alabilir mi? Mütercim ve tercümanlar işsiz mi kalacak?vb sorulara cevap arandı.
Biz de Samsak Stanaliyev'in yazdığı "Şimşeğin Gözyaşı Adlı Romanın Çevirisindeki Eşdeğerlik Sorunları" üzerine tebliğimizi sunduk.
Muhittin Gümüş