Geniş aile içinde prensiplere ve teamüllere uygun biçimde talim terbiye almış, yüksek tahsilinin ardından epeyce memuriyet ve akademik hayat içinde boy göstermiştir. Büyüdükçe ailenin katkısıyla değil şahsî kabiliyeti ve istidadı (yetenek ve becerileri) sayesinde bu makamlara geldiğini, kariyerini ise ikinci eşine borçlu olduğunu düşünür... Düşündükçe de buna çok inanır. Kendisinin büyüdüğü büyük ailenin evladı olmak da önemli değildir onun için... Zaten kabiliyeti Allah vermiş, nasibi de Allah verdiğine göre ebeveynin, ailenin diğer fertlerinin maddi manevi desteklerinin artık bir anlamı yoktu. Vefa onun kitabında silik bir izle dursa da gözü görecek güçten uzak, tamamen hırs bürümüş vatandaşı... Kariyerinde tez danışmanı veya hocalarının, meslektaşlarının hiç de katkısı olmadığını kendi asistanına dillendirmeye başladığında zavallı delikanlıdan da takdir beklemektedir....
Siyasi kariyerine gelince ısrarla beni alın partinize, benden daha iyisini bulamazsınız diyerekten girer bir şekilde. Kurul toplantısında vay be dedirtir ama iş seçim dönemine gelince ön plana çıkmaz, zaten seçilebilir sırada yer aldığından doğru düzgün çalışmaz, halkla iç içe olmaya tenezzül etmez ama akademik kariyerinden dolayı "Yabancı dil biliyor, iyi de bilim adamı titri var..." düşüncesiyle sükût eder parti genel merkezi. Ailenin adı, sanı ve hatırı için önce milletvekili, sonra bakan yapılmıştır. Yeni bir seçim döneminde aday yapılmaz derhal muhalefete yamanır. Orada da bir türlü tutunamaz. Eski partisiyle ilgili yolsuzluk dosyalarını getireceğim diyerek girmiştir partiye ama bir türlü öyle bir dosya bulamamıştır. O partiden de umduğunu bulamayan zat parti kurar... Kazanacağı bir şey yoktur zaten olmayan itibarını ve şahsiyetini çoktan elde edememiştir. Hayat boyu vefasız yaşamış, erdemli olmanın önemini anlamamıştır. Çöküş dönemi başlamış, televizyon programları çağırmaz olmuş, gözden düşmüştü. Başkanı olduğu partiye de oy vermemiş. Eşiyle birlikte gülücüklerle oy kullandığı sandıktan kendisine oy çıkmamıştır... Bunun için ona göre YSK suçludur. Benim oyum nerde diyerek cıngar çıkarır...
Bu fırıldak iktidarda bakanken de muhalefetteyken de yalnız başına kaldığında da rüzgâr gülünü geçmiştir fırıldaklıkta. İsmini kazandığı, tanınıp bilinenler arasına girme fırsatını bulduğu partisinden değil de bu itibarı şahsî becerisiyle kazandığını sanan, kerameti kendinden menkul zanneden narsist müptezeldir...
Akademiye dönecek yüzsüz bir yüzü vardır ama istenmez. Üçüncü eşiyle geçmiş akademik ve siyasi hayatını inkâr edercesine yeni bir hayat tarzı benimsemiştir. Kendisi kazanmasa da kaybettirmek için ayak bağı olmaktır maksadı... Eskiden evet dediklerine bugün şiddetle hayır demek... Eskiden övdüklerini bugün yüzü kızarmadan yermek... Eskiden beyaz dediği her şeye bugün siyah değil kapkara demek... Dün aslanım dediğine bugün tu kaka demek... Geçmişteki hatalarından hep başkasını suçlu veya mes'ul görmek... Doğruyu bildiği hâlde sırf muhalefet olsun diye hakikatten uzak durup yalanı yanlışı veya aksini savunmak... Suçluyu değil mazlumu suçlamak... Değerlerle problemi varken değerleri göz ardı etmeyi modernleşme saymak... Samimi dindarları aşağılamak, dürüst insanları küçümsemek, solcu olmadığı halde öyle davranmak hatta ben hep böyleydim algısı oluşturmak... Menfaat sağlayacağını hissettiği anda milliyetçiden daha milliyetçi, dindardan daha çok dindar geçinmek... Dün şiddetle eleştirdiğini bugün yere göğe sığdıramamak gibi meziyetleri tarih affetmez! Uzadı gitti... 22.03.2024