Muhittin Gümüş Türkolog · Eğitimci
Türkolog · Eğitimci · Yazar

Muhittin Gümüş

Öğretim Görevlisi · Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi

Ankara’dan Taşkent’e, Taşkent’ten Bişkek’e uzanan otuz yılı aşkın bir yolculuk: Türkçenin yabancılara öğretimi, Türk lehçeleri, çeviribilim ve Türk dünyası gençlerinin geleceğe hazırlanması.

Bişkek · Manas Üniversitesi

Türk Dünyası

  • Türkiye
  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Özbekistan
  • Türkmenistan
  • KKTC
  • Macaristan
35+Yıllık Hizmet
3Başkent: Ankara, Taşkent, Bişkek
7Kitap ve Sözlük
26Yönetilen Tez
Ana Sayfa › Yazılar

Kitap Üzerine…

Mart 24, 2024 Tanrı Dağlarından

İnsan hayatının her aşamasında olduğu gibi en başta ilimde, fende, edebiyatta, sanatta, talim ve terbiyede kitabın yeri, değeri, önemi tartışılmaz. Türkçemizde “(bir şeyi) kitaba (kitabına) uydurmak, hesaba kitaba gelmemek, hesabını kitabını bilmek, hesap etmek kitap etmek, hesap kitap yapmak (etmek), hesap kitap yapmak, kitaba el basmak, kitabı kapamak, kitabında yer almamak, kitap (kitaplar) devirmek (devretmek), kitapta yeri olmak” gibi deyimlerimiz vardır.

Eski Türkçede “bitig”, “Arapçada kitâb “toplamak, bir araya getirip dikmek, bağlamak; yazmak, istinsah etmek” anlamlarına gelen “ktb” kökünden türemiş bir mastar olup yazılarak bir araya getirilen bilgilerle bunların yazıldığı malzemeyi ifade eder. İslâmî literatürde kitap “Kur’ân-ı Kerîm, vahiy, mektup, belge, iki kapak arasında toplanmış bilgi, bir eserin ana konularından her biri” gibi çeşitli anlamlarda kullanılmıştır.

Günümüze ulaşan ilk kitaplar eski Ön Asya medeniyetlerine ait çivi yazılı tabletlerdir. Tarihi Sumerler’e uzanan, fırınlanmış veya kızgın güneşte kurutulmuş bu kil levhalar, genellikle okul olarak da kullanılan tablet evlerinde (edubba) veya saray ve mâbedlerin arşivlerinde muhafaza edilmekteydi. Kur’an’a göre Tûr dağında Hz. Mûsâ’ya verilen kutsal metinler de (ahd) levhalara yazılmıştı (el-A‘râf 7/145, 150, 154).

Birbirine raptedilmiş yapraklardan meydana gelen ilk kitaplar Mısır’da bulunan tomarlardır. Milâttan önce III. binyılın ilk yarısında ortaya çıkan bu kitaplar, “cyperus papyrus” denilen bitkiden yapılmış kâğıt varakların birbirine yapıştırılmasıyla elde edilen ve ortalama enleri 30 cm. boyları 6-7 m. kadar olan şeritler halindeydi.

Metinler sütun sütun yazılıyor ve şeritler okundukça uçlarının yapıştırıldığı sopalar çevrilerek sarılıyordu, daha sonra deri kılıflarına konuluyordu. Her metnin ayrı bir ruloda yer alması esastı; ancak uzun metinler birden fazla ruloya yazılır ve bunlar sandıklarda muhafaza edilirdi. Homeros’un eserlerinin kırk sekiz rulo tuttuğu bilinmektedir (Yıldız, s. 30). Mısır papirüsleri içinde, I. Sesostris’in (m.ö. 1970-1936) tahta çıkışıyla ilgili olan tomar gibi metni açıklayıcı resimler ihtiva edenler de bulunmaktadır (Levarie, s. 2). Grekçe yazılmış en eski resimli kitap ise milâttan önce 165’e tarihlenen Eudoxus’un astronomiye dair papirüs tomarıdır. Papirüs tomarları başta Romalılar olmak üzere daha sonra çeşitli milletler tarafından benimsenmiş ve Ortaçağ’da yahudi dinî kitapları ile devrini tamamlamıştır. Batı dillerinde “kitap” demek olan bibl kelimesi de papirüsün ihraç edildiği başlıca liman olan Byblos’tan (Biblos, Lübnan’ın Cebâil Limanı) gelmektedir (a.g.e. s. 10). Helenistik dönem Mısır Kralı V. Ptolomaios Epiphanes’in (m.ö. 210-181), 700.000 kitaplık ünlü İskenderiye Kütüphanesi’ne rakip olan 200.000 kitaplık Bergama Kütüphanesi’nin daha fazla zenginleşmesini engellemek için Pergamon Krallığı’na yapılan papirüs ihracatını durdurması üzerine Bergamalılar bugün de kendi adlarıyla anılan parşömeni (Gr. pergaméné [Bergama işi]) bulmuşlar ve kitap istinsahını sürdürmüşlerdir. Özel biçimde tabaklanarak sertleştirilmiş ve beyazlatılmış ince deri olan parşömenden (bk. KÂĞIT) kesilen dört köşe sayfalar, daha sonra Roma İmparatoru Augustus döneminde (m.ö. 27-14) ikiye katlanarak sırtlarından birbirine dikilmiş ve zamanla günümüzdeki kitap formuna ulaşılmıştır. Ancak bu süreçte bir aşama olarak Kuzey Avrupa’da kullanılan kayın ağacı (ak gürgen) levhalarını da zikretmek gerekir. Ahşabının beyazlığı ile tanınan bu ağaçtan ince levhalar kesilerek ikisi ve daha fazlası birbirine bağlanıyor, böylece elde edilen deftere kitap metni yazılıyordu.

İslâm dünyasında iki kapak arasındaki sayfalardan oluşan ilk kitap, Hz. Ebû Bekir devrinde bir araya getirilen ve Hz. Osman dönemindeki istinsahta esas alınan mushaftır İslâm dininde ilme verilen büyük önem ve kâğıdın yaygınlaşması, sahâbe döneminden başlayarak bilginin yazıyla kayıt altına alınmasını sağlamış, II. (VIII.) yüzyılın birinci yarısından itibaren çeşitli konulara dair kitaplar ortaya çıkmaya başlamıştır Abbâsîler döneminde hızla artan özel ve genel kütüphanelerde sayıları bazan yüz binlerle ifade edilen kitaplar vardı. Aslında ezber geleneğini sürdüren Araplar’da yazı yazma bir eksiklik sayılırdı. Kitâbü’l-Ḥayevân’ın başında yazı ve kitabın önemine dair bir bölüm ayıran Câhiz’in, “Kitabı ayıpladın; halbuki ben ondan daha iyi komşu, daha insaflı ortak, daha uyumlu yoldaş, daha mütevazi öğretmen ve daha yeterli, yanlış yola saptırmayan, bıktırıp usandırmayan ... arkadaş görmedim” (Kitâbü’l-Ḥayevân, I, 41) sözleri bu geleneğe karşıdır. Fakat kitabın yaygınlaşmasına rağmen bilgiyi hâfızaya alma geleneği yine de sürmüştür. Müellifler, bazan binlerce sayfa tutan teliflerini hâfızalarından dikte ettirebilirlerdi. Telifte kaynak vermeye büyük özen gösterilir, imlâ meclislerinde belli bir usule göre istinsah edilen eserler için semâ kayıtları tutulurdu.

Kitabın değerine göre hattına ayrı bir önem verilir, güzel yazının okumayı teşvik ettiği düşünülürdü. Kitapçılar esere, yazarına, nâdir olup olmayışına, cilt, yazı ve tezhibine göre değer biçerlerdi. Kitap botanik, zooloji, tıp, mekanik gibi bir dalda ise açıklayıcı resimler konurdu. Değerli edebî eserler, özellikle şiir kitapları genelde ta‘likle yazılır, tezhiplenir ve konusuna göre minyatürlerle süslenirdi. Kitabın cildi büyük önem taşırdı. İlk sayfanın a yüzü süslü ise zahriye adını alır, metnin başındaki süslemeye “serlevha” denirdi. Genellikle kitap hamdele, salvele ve besmele ile başlar, hâtime ve ketebe kaydıyla son bulurdu. Kitaplar akrâbâzîn türünde olduğu gibi işlevlerine göre cepte, kuşakta, çizme ve çantalarda kolay taşınabilecek boyutlarda küçük veya evlerde, kütüphanelerde muhafaza edilebilecek boyutlarda büyük yazılır ve ciltlenirdi.

Emevî ve Abbâsîler’den itibaren kitaba büyük değer verilmiştir. Hârûnürreşîd ve Me’mûn, Bizans’a karşı kazandıkları zaferlerden sonra savaş tazminatı olarak Antikçağ filozoflarının henüz Arapça’ya çevrilmemiş kitaplarını istemişlerdir. X. -XVI. yüzyılda İslâm dünyasındaki herhangi bir özel kütüphanede bulunan ortalama kitap sayısı, aynı dönemde Batı’nın bütün kütüphanelerinde bulunan kitap sayısından fazlaydı (a.g.e. s. 277). Fernand Grenard, Batı’da V. Karl’ın (Charles-Quint) 900 ciltlik kütüphanesiyle iftihar edildiğini, halbuki daha dört asır önce İspanya’daki halifenin sarayında 400.000 cilt kitap olduğunu yazar

Yazıya ve yazılı nesnelerin tamamına “bitik” diyen Türkler kitapla İslâm öncesinde, Uygurlar’ın Budizm’i kabul ettikleri dönemde tanışmışlar ve oluşturdukları dinî ağırlıklı zengin edebiyatın ürünlerini kitaplar halinde kaleme almışlardır. XX. yüzyılın başlarında Alfred von Le Coq tarafından Hoço kazılarında Mani yazmaları arasında bulunan iki deri cilt parçası Uygurlar’ın ciltçiliği de öğrendiklerini ve yüksek bir sanat düzeyine ulaştırdıklarını göstermektedir. Söz konusu cilt parçaları dünyanın sanat eseri niteliği taşıyan ilk ciltleri arasında yer almaktadır.

Türkçe’nin eski metinlerinden, bitimek “yazmak” fiil kökünün bitigü “kalem, divit” gibi bir türevi olduğu anlaşılan bitig/bitik “yazılmış (şey)” çeşitli lehçelerde “yazı, kitâbe, mektup, belge, kitap, muska; emir, hüküm, ferman” anlamlarında kullanılmış ve bundan da bitikçi “kâtip”, bitikli(g) “yazılmış nesne sahibi”, bitiklik “yazı yazılmak için hazırlanan şey” gibi yeni türevler elde edilmiştir (bk. Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi: Dizin, IV, 95-97; Kutadgu Bilig III: İndeks, s. 93-95). Kelimenin ve türediği bitimek kökünün etimolojisi kesin olarak bilinmemekte, Çince bit/piet “yazı fırçası”; Samoyetçe pādā- “yazmak, nakşetmek”; Toharca pīde “o yazdı”, pīdaka “belge”; Sanskritçe piṭaka ve Grekçe pittakion “kitap kutusu (dolabı)” gibi kelimelerle karşılaştırılmaktadır (geniş bilgi için bk. Doerfer, II, 262-264).

Eski Türk devletlerinden Tabgaçlar’da bitekçinler, Göktürkler, Türgiş ve Uygurlar’da bitegci ve ılımgalar, devlet meclislerinde görevli kâtipler olarak özellikle dış politika ile ilgili alınan kararları yazmak ve yürütmekle görevli idiler (Kafesoğlu, s. 266). Yûsuf Has Hâcib, Karahanlılar’da resmî yazışmaları idare eden büronun âmiri olarak bitigi ılımgayı zikretmekte, bu görevlinin aynı zamanda hükümdarın sır kâtibi olduğunu belirtmektedir. Nitekim onun, “Eğer kendin bitigci ılımga olursan gönül sırrını iyi muhafaza et, ağzından söz kaçırma” beyti de bu görüşü doğrulamaktadır (Genç, s. 258-259).

Kelime muhtemelen Uygur kâtipleri tarafından Moğolca’ya sokulmuş, böylece Moğol ve İlhanlı devletlerinde bir terim olarak yaygın şekilde kullanılmıştır.

İlhanlılar’da merkez teşkilâtında görevli olup ferman, berat, mektup gibi resmî belgeleri yazan ve bunları defterlere kaydedenlere bitikçi ve yine “kâtip” anlamına bahşı denilirdi. İlhanlı divanında ferman ve emirler genellikle gönderildiği milletin dilinde yazılırdı. Böylece bu divanda Arapça, Farsça, Türkçe, Moğolca bilen ve bu dillerde hükümler yazan geniş bir bitikçiyân ve bahşıyân zümresi bulunmakta idi. Ayrıca bu devlette taşrada arazi tahririnde görevli kâtiplere de vilâyet bitikçileri denilmişti. Vilâyet bitikçileri mîrî emlâkin tesbitinde, gelirinin toplanması ve sarfedilmesinde, ayrıca terekenin taksiminde görevli idiler. Bunların beratlarında “mîrî emlâkin emin bitikçileri” olduğu belirtilmekteydi.

İlhanlılar’daki uluğ bitikçi ise Dîvân-ı Kebîr-i İlhânî’nin başkâtibi, divan sekreteryasının başkanı idi. Divandan çıkan çeşitli yazışmalarla divanın gelir ve gider defterlerinin tutulması onun kontrolü altında yapılırdı. Merkezî divandaki bitikçi ve bahşıyân denilen kâtiplerin ve eyalet divanındaki bitikçilerin seçimi uluğ bitikçiye aitti.

Selçuklu ve Beylikler döneminde de biti ve bitik kelimeleri “ferman, berat” anlamında yaygın olarak kullanılmıştır. Anadolu beyliklerindeki statüyü sık sık yansıtan erken dönem Osmanlı tahrirlerinde Anadolu beyliklerinden ellerinde bitileri bulunanlara sıkça işaret edilmektedir. Bu kaynaklarda aynı anlamda berat, tevkī‘, nişan kelimeleri de yan yana kullanılmaktadır.

Altın Orda, Kırım ve Türkistan hanlarının çıkardıkları bitik ve yarlıklardan bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunanları inceleyen A. Nimet Kurat bunların çeşitli özellikleri üzerinde durmuştur. Kurat bunların Osmanlı padişahlarının çıkardığı “nâme-i hümâyun”lara benzediğini belirtmektedir.

Osmanlılar’ın ilk dönemlerine ait berat, ferman, mülknâme gibi belgeleri için biti tabiri kullanılmıştır. Orhan Gazi’nin 759 (1358) tarihli beratında, “bu biti hükmü oldur ki”; “bitiyi görenler biti üzre itimad kılsınlar”; “bu bitiyi hakikat bilsinler” ibareleri yer aldığı gibi daha sonra Çelebi Mehmed, II. Murad ve Fâtih Sultan Mehmed devirlerinde de çeşitli belgelerde “bitiyi mütalaa kılalar”; “biti tahkik bilüp”; “eline biti virildi ki” ifadeleri yer almaktadır. Ancak kelimenin kullanılışına Fâtih’ten sonraki dönemde pek rastlanmadığı, XVI. yüzyıldan itibaren de tamamen terkedildiği, onun yerini berat, nişan, alâmet kelimelerinin aldığı anlaşılmaktadır.

KİTAP الكتاب: Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli anlamlarda kullanılan terim. KİTAP الكتاب: Şer‘î hükümlerin ilk ve temel kaynağı olarak Kur’ân-ı Kerîm’i ifade eden fıkıh usulü terimi. HAN KİTAP خان كتاب: Çin’deki Müslüman âlimlerin, İslâm’ı Çince ifade edebilmek için Konfüçyanist terimler kullanarak oluşturdukları külliyata verilen ad. EHL-i KİTAP أهل الكتاب: Kur’ân-ı Kerîm’de genellikle yahudiler ve hıristiyanlar için kullanılan tabir. Ehl-i kitap (Ehlü’l-kitâb) tamlaması “ilâhî bir kitaba inananlar” anlamına gelir. Buna göre müslümanlara da Ehl-i kitap denilebilir. Ancak Kur’an dışındaki ilâhî kitaplarda yer almayan bu terkip, terim olarak Müslümanlar dışındaki kutsal kitap sahibi din mensupları için kullanılır. SAHAF صحاف: Kitap ticareti ile meşgul olan kişilere verilen ad. CİLTÇİLİK: İslâm kitap sanatlarının klasik çağını Osmanlılar’da yaşayan bir kolu.MUKADDİME المقدّمة: İslâm kitap telif geleneğinde eserlerin başındaki önsöz veya girişin adı. SİFR السفر: Kur’an’da kitap veya Tevrat mânasında geçen bir terim.BİTİK: Eski Türkçe’de kitap, mektup, yazı; hüküm, emirnâme anlamlarında kullanılan bir terim.VERRÂK الورّاق: Ortaçağ İslâm dünyasında kitap istinsahıyla uğraşan, kitap ve kitap yazımıyla ilgili malzemeler satan, cilt yapan meslek mensuplarına verilen ad.MUSANNEF المصنّف: Rivayetleri konularına göre sıralayan kitap türü.MEDRESETÜ’l-HATTÂTÎN مدرسة الخطّاطين: Hüsn-i hat ile İslâm kitap sanatlarının öğretim ve eğitimi için 1915’te kurulan Osmanlı müessesesi.MÜSNED المسند: Hadislerin adlarına göre tasnif edildiği kitap türü. (Kaynak: İslam Ansiklopedisi) Allah kitapsız koymasın… 24.03.2024

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
İlgili Yazılar
Yayınlar

Kitaplar ve Sözlükler

Türk lehçelerinin söz varlığına dair karşılaştırmalı eserler.

1995

Türkçe Açıklamalı Azerbaycan Atasözleri

Prof. Dr. Mehman Musaoğlu ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Türkmen Atasözleri ve Bilmeceleri

Prof. Dr. Sapar Kürenov ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Özbek Atasözleri

Doç. Dr. İbrahim Yoldaşev ile birlikte

2008

Kırgızca-Türkçe-Rusça Konulu Sözlük

B. Sagınbayeva, İ. Şahin, E. Tölökova ile birlikte

Bütün Eserler
Arşiv

Foto Galeri

Kırgızistan’dan kareler — Burana’dan Song-Köl’e, boz üyden Tanrı Dağları’na.

Burana Kulesi · Balasagun
Song-Köl · Yaylada atlar
Boz üy · Yayla
Alay Dağları
Bozkır
Dağ geçidi
Karlı zirveler
Toktogul
Yeşil yamaçlar
Burana · Balasagun
Ala Arça
Tanrı Dağları

“İlim ve sanat, iltifat görmediği memleketten göç eder.”

İbn Sînâ · 980–1037

Arşivden

Videolar ve Söyleşiler

Televizyon programları, söyleşiler ve proje kayıtları.

Türkçeye gönül verenlerle…

Öğretim, yayın ve proje iş birlikleri için iletişime geçebilirsiniz.

İletişime Geç