Dünya bir tiyatro ama şiir gibi hayat istiyor insan... Bazı kavramlar değişik sebeplerle anlam değişikliğine uğrar... Bana edebiyat yapma! Bırak şimdi bu hikâyeleri! Bana masal anlatma! Geç bu efsaneleri birader! Aman be kardeşim; duyan da destan anlatıyorsun sanacak! Kafa ütüleme demek istiyor vatandaş... Kimi zaman belki de haklıdır. Gerçeği kısa ve öz duymak varken lafı uzattıkça uzatana "herif yine roman anlatıyor, inanmadıklarını anlatana ise masal anlatıyor" derler. Öyle hâllerde kısa dinlemek yeğlenir... Fıkra mısın gerçek misin lan oğlum? Kitap gibi mi desem, şiir gibi mi? Vallahi kız çok güzel abi... Şimdi kime mektup yazıyorsun sen? Bana zarf atıyor ama saf ayaklarına yatıyorum. Buna benzer anlam aktarmaları bizim dilimizde neden çokça yer alır? Dil psikolojisi bunların sebeplerini bulabilir mi?
Bir de "tiyatro" var ki onun günahı bambaşkadır..."Bu işin aslı astarı yok. Tiyatro abi tiyatro!" derler de ömründe bir kere tiyatro yüzü görmemiş, tiyatro eserine uygun bir rol alıp icra-yı sanatta bulunma (yeteneği olmadığından da olabilir) becerisi göstermemiş olan, haksızca tiyatroyu aşağılayan değersizleştiren insanlar vardır.
Yazılmış senaryoya uygun karakteriniz ve yeteneğiniz varsa siz de topluma yararlı olursunuz. Tuluat veya doğaçlama dediğimiz oyunları sahnelemede tiyatral yetenek yeterli değildir... Kültürel birikim, gözlem, analiz ve sanatsal aktarım becerisi ve daha pek şey gerekli...
Edebi türlerden roman, hikâye, masal, efsane, destan, şiir ve tiyatro hepsi güzel sanatın birer unsurudur. Şiir gibi konuşana kimsenin sözü olmaz... Şair sözü yalan değilse tabii... 27.03.2024