30 Ağustos'un güneşi 26 Ağustosta doğmaya başladı. Köklerden göklere yükselen zafer... 1071 olmasaydı, 1299, 1453, 1923 olmazdı. 1923 olmasaydı 2023 de olmazdı. 2053 ve 2071 hedefi ise akla gelmez sıradan tarihler olurdu... İstiklâlin devamında istikbal için çalışmak ve yeni başarılar elde etme gayesi ile alın teri dökmek vardır... 30 Ağustos Türk milletinin tarihinde çok önemlidir. Burada tevazu gereksizdir... Öğünürken de abartıya kaçmadan yeni nesilleri büyük bir iştiyaka sevk etmeliyiz. Yoksa hepsi zaten ezelden beri dünya ve Türkiye böyleydi ve hep böyle olacak zannederler. Öğünürken de mütevazı olunabilir. Milli konularda gözü perdeleyen, aklı dumura uğratan habis işlerden, şahıslardan, akımlardan uzak durmak ve onlarla da mücadele etmekten vazgeçmemek gerekli.
Tevazu dediğimizde alçakgönüllülük, gösterişsizlik, yalınlık akla gelir. Tevazu sahiplerine de mütevazı ya da alçak gönüllü deriz. Ahlak terimi olarak ise "insanlara karşı alçak gönüllü olma, kibirlenip böbürlenmekten sakınma" manasında kullanılır. Tevazu, Türk insanının, hakiki Müslümanın en güzel hasletlerinden biridir. Tasavvuf kaynaklarında tevazu hem Allah'a karşı kulun davranışı hem de insanların birbirlerine karşı tutumu bağlamında ele alınmış olup bazı âlimlerce şöyle tanımlanmıştır: “Tevazu, Hakk’a teslim olmak ve hükmüne itiraz etmemektir.” “Tevazu, şefkatli olmak, benliği kırmaktır.” Tevazu kulluk şartları arasında yer aldığından bu erdem, takvâ ehlinin en üstün ahlâkî özelliği ve şeref sebebi sayılmıştır. Ancak tevazuu da kibirlenme aracıdır düşüncesiyle "hiç"liği savunanlar olmuştur. Üstat N. Fâzıl, "Bazı insanlar alçak gönüllüdürler, bazıları da alçak olmaya gönüllüdürler..." der. Ülkemizde ve daha birçok yerde alçak olmada gönüllü olmak için yanıp tutuşan nice pespâye takımı var ne yazık ki..."Fazla mütevazı olma, sonra inanırlar" diye bir söz de vardır. Bu durumda mütevazı davranışlara değer vermesini bilmeyen cahiller aynı zamanda "İyilikten maraz doğar." sözünü de kendilerine sığınak yapanlardır.
İnsan istikbalini becerisi, yetkinliği ve meslekî yeterlilikleri çerçevesinde yerde, gökte, denizde, dünyanın değişik yerlerinde ya da iş dallarında, çeşitli sektörlerde, makamlarda arar durur.
1071 Malazgirt Zaferi'nin kahraman komutanı Sultan Mehmet Alparslan "İstikbal köklerdedir." derken, kendisinden sekiz buçuk asır sonra Gâzi Mustafa Kemâl 1925'te "İstikbal göklerdedir..." demiştir. Milletlerin istikbali şahısların, nice nesillerin istikbalini doğrudan etkiler. Köklerimizi unutmadan Anadolu'yu vatan edinen Sultan Alparslan'ın Büyük Selçuklu Devleti ile Gâzi Mustafa Kemal' Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bütün devletlerimiz bizim istikbalimizde rol oynamışlardır. Haçlı düşüncesinin ülkemizdeki mümessilleri de köksüzlükten kurumuş dal gibi olup göklerdeki, yerdeki ve denizlerdeki istikbalimizden (İHA, SİHA, SİDA, Akıncı, Altay, Mızrak, Kızılelma gibi nice eserlerden) rahatsız olurlar... Yetenekli Türk gençleri istikbalimizi köklerden göklere yükseltiyor... Övünmekte haklıyız... Çalışkanlıkta övünmek hakkımız değil mi? Böyle hâllerde fazla tevazu muhataplarımızca nasıl karşılanır? Bence Türk milleti için, İslâm âlemi için, insanlığın barış, huzur ve esenliği için gösterilen başarılarda asla aşırı bir tevazu göstermeye gerek yok. Tabii ki böbürlenmeye de hiç yer yok...
Başarımıza dostlar sevinsin, düşmanlar üzülsün...