Ankara Esenboğa'dan Bişkek Manas Havaalanına Anadolu Jet'le yolculuk yaptık. Gümrükten geçerken pasaport polisinin güleryüzünün yanı sıra "Tanrı Dağları'na selam söyleyin Hocam..." demesi çok hoşuma gitti. Çok samimi duygularla söylediği o kadar belliydi ki...
Gümrükten sonraki kısma "frişop" diyorlar ya hani; çok kızıyorum bu söze... Her şeyin serbest satıldığı yer güya... Soygun alanı bütün "frişoplar"... Yarım litre suyun bile dışarıdan uçağa sokulmasını engelleyip frişopların az ilerisinde bulunan büfelerde 51 TL'ye satmalarını lügatimizde en galiz biçimde ifade eden "sıfat bulamıyorum"... Bulunur elbet ama bize yakışmaz...
Uçağımız bir buçuk saat rötar yapacak dediler... Susamış, acıkmış vatandaş 51 TL'ye su almaya zorlansa da başka çare yoktu... Rötar niçindi? Yani gecikme olduğu izahedilmedi ve yolculardan özür dileme âdeti de yok. Bunlar medeniyet ölçüsüdür.
Uçağa bindik... Uçakta bir tane İngiliz yokken kaptan bozuk bir İngilizce ile alışılmış duyurusunu yaptı. (Kaptan Romanyalıymış) Nedense? Hostes hanım da güzel Türkçesiyle tercüme (!) etti. Yolcuların tamamı İngiliz olan bir uçakta başka bir dille anons yapılır mı sizce, yaptırırlar mı? Asla!!! Bu hususta Anadolu Jet'i kınıyorum...
Yolcuların yüzde doksanı Kırgızistanlı. Türkiye Türkçesini bilenler de çoktu; hosteslerin çay sandviç ikramı esnasında anlaşılıyordu Türkçe bildikleri. 20 kadarı Türk vatandaşı, az sayıda Kazakistanlı vardı.
Uçak 180 kişilik kapasiteye sahip olsa da uyanık havayolu şirketleri koltuk aralarını 5'er cm daraltarak 6'şar dan iki sıra daha ekleyerek 192'ye çıkarıyorlar... Koltuk araları dar olduğu için dimdik heykel gibi oturarak 5 saat yolculuk yaptık. Bir bardak çay ve birer küçük sandviç ile avunmak zorundaydık. Müzik dinlemek, film veya başka bir şey seyretmek için hiçbir teknolojik altyapı yoktu... "Yalnızca uyuyun ve hedefe ulaşınca inin sayın yolcular!" diyordu bize... İki host ve iki de hostes ile 192 kişiye hizmette sınır yoktu(!). Uçağımız sağ salim indi...
. Biz de uçaktan indikten sonra gümrük memurlarının mahmur bakışlarıyla karşı karşıyaydık.
Biz gümrükten geçene kadar valizler de hazırdı.
Karşılamaya gelenler arasında kimler vardı kimler... Başka yolcular arasında da aynı sevinç ve heyecanı yaşayanlar vardı. Türk-Kırgız evliliğinden doğan çocukların ilk kez anne tarafıyla, anneanne ve dedeleriyle karşılaşmaları sonucu tatlı bir diyaloga şahit olmak güzeldi. Kırgızistanımıza ayak basar basmaz güzel bir haber aldım. Uluslararası bir mesele sebebiyle yıllardır çözülemeyen bir işin çözüldüğünü duymaktan gurur duydum. Bu sonuç Türkiye Cumhuriyeti devletinin kudretini ve samimiyetini göstermiştir... Türk Devletleri Teşkilatı'nın daha güzel bir Türk Dünyası için gayret ettiğini görmekteyiz... Ne mutlu!
Yolculuğun hemen ardından üniversitede göreve başlama yazımızı yazdık. Meslektaşlarla bir arada olmak güzeldi...
Özlem dolu günler yeniden başlıyor... Tanrı Dağları bugün karlı ve dumanlıydı bugün. Ağustos sıcakları yakmıştı ama bizi sıcak yüzüyle ve serin havasıyla karşıladı. Yıllık iznim süresinde görüşmeyi arzu ettiğimiz hâlde görüşemediğimiz pek çok dost arkadaş akraba oldu... Bu yılki izinli olduğum dönemde Türk Devletleri Teşkilatı tarafından 560 sayfalık bir romanı tercüme etme görevi verilince başka bir şeye vaktim kalabileceğini kimse düşünmemeli. Dostların beni anlayışla karşılayacaklarını ümit ediyorum. Herkese sağlıklı ve esenlik içinde bir ömür diliyorum.