Muhittin Gümüş Türkolog · Eğitimci
Türkolog · Eğitimci · Yazar

Muhittin Gümüş

Öğretim Görevlisi · Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi

Ankara’dan Taşkent’e, Taşkent’ten Bişkek’e uzanan otuz yılı aşkın bir yolculuk: Türkçenin yabancılara öğretimi, Türk lehçeleri, çeviribilim ve Türk dünyası gençlerinin geleceğe hazırlanması.

Bişkek · Manas Üniversitesi

Türk Dünyası

  • Türkiye
  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Özbekistan
  • Türkmenistan
  • KKTC
  • Macaristan
35+Yıllık Hizmet
3Başkent: Ankara, Taşkent, Bişkek
7Kitap ve Sözlük
26Yönetilen Tez
Ana Sayfa › Yazılar

Helâlleşme

Mayıs 26, 2023 Tanrı Dağlarından

Helâl kavramı Türk ve İslâm medeniyetinin derinliklerine sirayet etmiş, bizim kültürümüzün ve inanç dünyamızın mensuplarının hayatını düzenleyen önemli unsurlardan ve etkenlerden biridir. Güncel Türkçe Sözlük’te helâl; “Dinin kurallarına aykırı olmayan, dinî bakımdan yasaklanmamış olan, haram karşıtı”; “kurallara, geleneklere uygun.” “Kurallara, geleneklere uygun olarak helâl kazanılmış para” ve “nikâhlı eş”gibi dört değişik temel anlama sahiptir.

Söz varlığımız içinde “helâl etmek, helâl olmak, helâl olsun, helâl süt emmek, helâlühoş, helâlzade” gibi deyimler ve birleşik kelimelerimiz de vardır.

Temel kavram olarak “helâl” ve onun zıddı “haram” inanç dünyamızda sıkça yer almaktadır. Bu kavramdan türeyen “Helâlleşmek; alışverişte veya ayrılma sırasında hakkını birbirine bağışlamak” anlamındayken, “Helâl etmek”; üzerinde hiçbir hak iddia etmeksizin bağışlamak” anlamında kullanılmaktadır.

Sözlükte “mubah, câiz ve serbest olmak anlamlarına gelen helâl kelimesi isim olarak haramın karşıtıdır. Câiz ve mubah gibi terimler de aralarında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte çok defa helâl ile eş anlamlı gibi kullanılır ve dinî literatürde mükellefin yapıp yapmamakta serbest bırakıldığı davranışları ifade eder.

Aralarında Gazzâlî’nin de bulunduğu bir grup usulcüye göre câiz/helâl, kişinin yapma ve yapmama hususunda dinen serbest bırakıldığı fiilleri ifade eder. Bu anlamda câiz, yapılması zorunlu olan vâcip ile yapılması tavsiye edilen menduptan farklıdır. Diğer bir grup usulcünün câizi, yapılması dinen ve aklen mümkün olan fiiller şeklinde tanımlaması esas alındığında ise, aynı terim haram ve tahrîmen mekruh dışındaki bütün teklifî hükümleri içine alabilecek ölçüde geniş bir kapsam kazanmaktadır. Bu şekilde yapılabilecek iki helâl tanımına bağlı olarak da helâlle vâcip arasında, tıpkı câizle vâcip arasındakine benzer bir içlem ve kaplam ilişkisi kurulabilir (Gazzâlî, el-Müstaṣfâ, I, 74; İbnü’l-Lahhâm, s. 163).

Haram kavramı, fıkıh usulünde teklifî hüküm içerisinde müstakil bir başlık altında incelendiği hâlde helâl kendi çerçevesine giren vâcip, mendup ve mubah başlıkları altında ele alınmıştır. İslâm hukukunda helâl konusunda bazıları temel, bazıları ikinci derecede veya yardımcı nitelikte birçok yerleşik kural bulunmaktadır. “Helâl ve haramı belirleyen yalnız Allah’tır” (İslam Ansiklopedisi). İnsanların birbirleri üzerindeki haklarını karşılıklı olarak helâl etmeleri; o hakkı bir diğerine bağışlamaları, haktan vazgeçmiş olduklarını bildirmeleri helalleşmedir.

Helâlleşmedeki helâl kelimesi, haram'ın karşıtı olan helâl ile aynıdır. Ancak haram'ın karşıtı olarak kullanıldığında helâl kesin bir durum belirttiği halde, helalleşme olayında bir izâfîlik, göreceli bir özellik belirtir. Helâlleşmeden sonra kulun hakkı ortadan kalkmakla birlikte, helâllik dilemeğe yol açan fiil helâl hâle gelmiş olmaz. Yani ortada bir haramı helâl haline getirme durumu yoktur, yalnızca kişinin yapılan şeyden dolayı kendi hakkından vazgeçmesi hadisesi vardır. "Helâlleşme ile, zâlim, mazlumdan üzerindeki hakkı bağışlamasını dilemiş olur. Allah'ın haram kıldığı şeyden hasıl olan günahı bir kimsenin helâl kılması mümkün değildir" (Tecrîd-i Sarîh, Tercümesi, VII, 376). Borcun ödenmesi, yükten kurtulmak, düğümü çözmek gibi anlamları taşıyan helâl kelimesinden türetilmiş olan (istihlâl) helâlleşme, insanın kul borcundan kurtulması yollarından biri olarak Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından tavsiye edilmiştir. Nitekim, bu konuda Rasûlullah (s.a.s) "Kimin uhdesinde (bir din) kardeşinin nefsine, yahut malına tecavüzden doğan bir hak bulunursa, dinar ve dirhem bulunmayan (kıyamet gün gelmez)den evvel bu gün dünyada mazlumdan o hakkı helâl etmesini istesin (yoksa) zâlimin salih ameli bulunursa o amelden zâlimin zulmü miktarınca alınır (da mazluma verilir). Eğer zâlimin hasenâtı bulunmazsa, mazlumun seyyiâtından alınıp, zâlim olana yükletilir" (Tecridî Sarih Tercümesi, VII, 375, 376,1090 nolu Hadis) buyurarak helalleşmenin önemi ve soncu üzerinde durmuştur.

Helâlleşmenin dünyada yapılmaması durumunda, âhirette gerçekleşeceğini de yine bir Buhârî rivâyetinden öğreniyoruz: "Kıyametle mü'minler Cehennem (üzerindeki sırattan) kurtulduktan sonra Cennet ile Cehennem arasındaki (ikinci bir) köprüde durdurulurlar. Burada, dünyada aralarında bulunan (ufak tefek) mezâlimden bir birlerinin hakkını vererek hesaplaşıp, pâklanarak arındıkları zaman bunların Cennete girmelerine izin verilir" (Tecrid-i Sarîh Tercümesi, VII, 353-354, 1085 nolu Hadis). "Kıyamet gününde bütün haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas alınacaktır" (Tirmizi, Sifatu'l Kıyâme, I) haberi de, kul hakkının ve dolayısıyla bundan kurtarıcı helalleşmenin önemini ortaya koyar. Helâlleşme yoluyla gidilecek, çözümlenebilecek kul hakkı öylesine önemlidir ki, Allah Rasûlü "Şehidlerin kul borcundan başka bütün günahları mağfiret olunur" (Tecrîdi Sarih Tercümesi, VII, 349, 1084 nolu Hadis) buyurarak bu önemi haber verir. Helâlleşme ihtiyacı içindeki kimseleri, Allah'ın Rasulü "müflis" olarak niteleyip, bunların durumunu şöylece anlatmıştır: "Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekât ile gelir. Ama şuna sövmüş, buna iftira etmiş, onun malını yemiş, berikinin kanını akıtmış, ötekiyi dövmüştür de, sevabından bir kısmı şuna, bir kısmı buna verilir. Üzerindeki kul hakları ödenmeden önce hasanât-ı tükenirse, onların günahlarından alınıp, buna yüklenir ve sonra cehenneme atılır" (Buhari, Edeb, 102). Helalleşme, öteki dünyadaki iflâstan kurtulmak için, bu dünyada insanlardan haklarını helâl etmelerini dileme ve böylece borçtan kurtulma yoludur(Z.Yetik) 28 Şubat’ın faşistlerince eğitim öğretim hakları gasp edilen, mesleklerinden ve işlerinden edilen İslâmî değerlere uygun hayat tarzına sahip olan, mütedeyyin, muhafazakâr ve Türk milliyetçisi genç kızların, delikanlıların, üniversite öğrencilerinin, öğretmenlerin, akademisyenlerin, askerlerin, memurların ve bütün kamu kesimindeki insanların ne kadar hakkını yediklerinin hesabı yapıldı mı hiç? Bunun hesabı soruldu mu? Sorulduysa kimlerin hakkı iade edildi? Haysiyet cellatlarının urganından geçenlerin iade-i itibarı sağlandı mı? Belki çok azı ya da kısmen… ama genel olarak hayır!

Helalleşmek isteyenin hakkını yediği şahsın hakkını helal etmesi gerekir, ancak hakkı ödendikten sonra… Kimdi bu haksızlıkları yapanlar? Aslında herkes biliyor. Bugün muhafazakârlık ve milliyetçilik rolü çalmakla meşgul olanlar kimlerin haklarını gasp ettiklerini ne çabuk unuttular! Ceza hukukunda bütün dünyada gasp hırsızlıktan daha ağır suçtur. Anayasal hakkın veya insan hakkının gaspından zerrece pişman olmayanları hukuk çerçevesinde kahr u perişan etmek için yetki, imkân ve fırsatlar vardır... Bu yetkiyi kullanmayanlar vebal altında olacaktır. Haksızlığı cezasız bırakırsanız suç işleme meşru hâle gelir... Lütfen her şeyi sayın Cumhurbaşkanına bırakmayın... İşinizi yapın... Tıp Fakültesinden baş örtüsü sebebiyle atılan genç kızın maddi ve manevi kayıplarını kim telafi edebilir? Yıllar sonra bu hükümet yeniden kayıt olma hakkı verdi; Allah razı olsun ama bu haksızlığı yapanlara da gerekli ceza yeterince verildi mi?... Hâlâ geç değil... Faşistlerin kökü kurumadan önce bu dünyada da cezalarını çeksinler...

-Hakkını helal et…

-Eee… Sonra… Nasıl helâl edeceğiz birader?

-Sen “helâl ettim deyiver, edillir… Yok ya!

Kul hakkıyla Allah'ın huzuruna giden her fâni o huzura günahkâr gitmiş olur...

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
İlgili Yazılar
Yayınlar

Kitaplar ve Sözlükler

Türk lehçelerinin söz varlığına dair karşılaştırmalı eserler.

1995

Türkçe Açıklamalı Azerbaycan Atasözleri

Prof. Dr. Mehman Musaoğlu ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Türkmen Atasözleri ve Bilmeceleri

Prof. Dr. Sapar Kürenov ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Özbek Atasözleri

Doç. Dr. İbrahim Yoldaşev ile birlikte

2008

Kırgızca-Türkçe-Rusça Konulu Sözlük

B. Sagınbayeva, İ. Şahin, E. Tölökova ile birlikte

Bütün Eserler
Arşiv

Foto Galeri

Kırgızistan’dan kareler — Burana’dan Song-Köl’e, boz üyden Tanrı Dağları’na.

Burana Kulesi · Balasagun
Song-Köl · Yaylada atlar
Boz üy · Yayla
Alay Dağları
Bozkır
Dağ geçidi
Karlı zirveler
Toktogul
Yeşil yamaçlar
Burana · Balasagun
Ala Arça
Tanrı Dağları

“İlim ve sanat, iltifat görmediği memleketten göç eder.”

İbn Sînâ · 980–1037

Arşivden

Videolar ve Söyleşiler

Televizyon programları, söyleşiler ve proje kayıtları.

Türkçeye gönül verenlerle…

Öğretim, yayın ve proje iş birlikleri için iletişime geçebilirsiniz.

İletişime Geç