Bu kapı nereye açılıyor acaba? İnsanların hayat tarzları ile siyasi düşünceleri, dünya görüşleri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kapitalizmin, sosyalizmin, sosyal adaletçiliğin çeşitli türleri olabilir... İnsanlar da onlardan birini tercih edebilir. Türkiye'de sol görüşlü kapitalistler neden çok? Hatta o kadar çok ki hepsi sosyalist ekonomi anlayışına göre hareket etmeliler ama hiç de öyle istekleri yoktur, olmamıştır zaten. Oysa dünya görüşleri gereği ekonomi düzeni açısından amerikancı emperyalist kafa ile kapitalistçe kazanıyor bizim solcu zenginimiz. Buna rağmen fikren marksist, leninist geçiniyor. Bu ne yaman çelişki?!
Sağcı,, liberal demokrat zengin de vahşi kapitalizme, faize, haksız kazanç yollarına inancı gereği karşı ama buna karşı mücadelesi yok... Bu kısımda ekonomik anlayışla hayat tarzı arasında ilişkiler daha ciddi biçimde analiz edilebilir... Sistemin içinde kimsenin birbirinden farkı kalmıyor... Bazı siyasi partilerin dünya görüşleri bakımından birbirinden pek de farklı olmayan hedef kitleleri vardır. Biz farklıyız deseler de bazıları aynı somun ekmeğin iki yarısı ya da aynı ekmeğin dilimleri gibidirler... Hamuru, tuzu, mayası aynıdır... Hele de mayası da aynıysa fark aramaya gerek yok.
Gönülden partili olanlar, partili gibi olanlar ve partiden yararlananlar diye üç gruba ayırmak mümkündür.
Belli bir ülkü, "amaç, ideal, gaye, maksat ve hedef" belirlemiş siyasi partiler vardır. Varlığını borçlu olduğu bir de davası vardır. Bu davayı gençlik teşkilatlarında gençlere başlayarak ilkeli, tutarlı, amaçları belli olan usullerle ve aynı yolda beraber yürüme anlayışı kazandırılır. Genellikle gençlik teşkilatları yetiştirdiği gençlerden disiplinli, güvenilir, sağlam ve belli bir geleneğe sahip olanlar dik durmayı, davasına hizmet etmeyi, vatan, millet, bayrak, manevi değerler ve milletinin maddi kültür ürünlerinin korunmasına azami özeni göstermesini ister. Çağın gereklerine uygun siyasal, sosyal, medeni ve ahlaki donanımınızla da örnek olmanızı istiyoruz derler. Bu gençler yetişir, büyür, meslek sahibi olurlar ve bir gün hayat şartları onlardan bazılarını sağa sola, ileri geri, aşağı yukarı savurabilir. Bazıları da kökleşmiş kişilikleriyle, liyakat bakımından temayüz etmiş olurlar.
Biz o sağa sola dağılanlardan bahsedelim kısaca... Kapitalist sistemin aktörleri donanımlı, disiplinli siyasi kurumları bile tarumar etmek için her türlü etik dışı davranışı mübah sayar. Kimi zaman insanlık dışı eylemler, kumpaslar, ajan-provakatör tiplerle iş birliği yapar...
Köklü bir yapıya sahip olan ülkü ocaklarına bakıldığı zaman 1980 öncesindeki Ülkü Ocaklarından yetişenler, 80 sonrasında yetişenler, ve 15 Temmuzdan itibaren görülen ülkücü anlayış ayrı ayrı analiz edilebilir. Büyüklerimizin tecrübesine bağlı olarak yaptıkları analizlere göre bugün "hep ülkücü olanlar/ kalanlar", "ülkücü geçinenler" ve "üllkücülükten geçinenler" diye kategorize edilmekte... Çok doğru ve yerindedir... Bu durum diğer siyasi akımlarda da olabilir... Nevzuhur parti veya siyasal kurumların hemen hemen hepsi önceden mensubu bulunuğu partiden, siyasal akımdan ayrılanlarla doludur. Bazıları, menfaat gereği bireysel piar çalışmasıyla öyle bir imaj oluşturmuş ki pes doğrusu demekten başka çare yok... Bunların sayısı az değil...
Bir de tutarlılık ve davaya inançla hizmet etmek asalet işidir. Düne kadar Türk milliyetçiliğini faşist ve ırkçı gören ama sandıkta oy gerekli olunca etik dışı üslupla ben de ülkücüyüm demek yalnızca pespayelik olur. Ahlâk gömleğini çıkaranların başka bir gömlek giymesi onun namusunu kurtarmaz ...
Büyük Türkiye ile büyük Türkistan'ın, İslâm âleminin bütünüyle müreffeh bir geleceğe sahip olması güçlü olmakla mümkündür. Sevgi pıtırcıklarıyla Türk dünyası güçlenmez... Karabağ Zaferi'nden rahatsız olanlar kandil'in desteğindekilerdir... Yarın fethin yıl dönümü ve aynı zamanda Türk yüzyılımızın ilk adımı ... Hayırlı olsun...