Biraz mürekkep yalamış, biraz toplum içinde isim yapmış, popüler olmuş, biraz da sıra dışı davranış ve eylemlerde kıyıdan köşeden ekranlarda boy göstermiş veya mikrofonlara "entel dantel sözlerle" lakırdı edebilmiş kişiler vardır ki onlar kendilerine "aydın" denmesinden pek memnun olurlar. Aynı zamanda bu zevat burnundan kıl aldırmayan tiplerdir. Bunların aydınlıka ilgileri yoktur. Kısmen "seçkinci, monşer(!), halka tepeden bakan kubur faresi karakterliler akla gelir.
İşin aslına baktığımızda sıfat olarak "aydın" denince TDK Güncel Sözlük'te "kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel" olarak tanımlanmış... Biraz eski tarihli sözlüklerde "Herhangi bir ilim ve teknik dalında yetki sahibi olanlar, ansiklopedik bilgi sahibi olanlar münevverdir" diye tanımlamışlar... Pek eksik hatta yanlış tanımlanmış diyebiliriz.
Neyse... Genel kültürle ansiklopedik bilgiyi ayırmak gerekir. Malumatfuruş olmak bilgi sahipliği anlamına gelse de onun sahibinin kültürlü olduğu anlamını taşımaz. Bilgi kültürün hammaddesidir ama yeterli değildir. Bilginin kültüre dönüşmesi için zekâyla işlenerek mamûl hâle gelmeli ki fikir oluşsun. Kendine ait fikri olmayanlar ayaklı kütüphane olsalar da onlara aydın/münevver denemez. Uzmanların kendi alanlarında yetkinliğe sahip olduklarına şüphemiz yoktur ama bu münevver olmak için yeterli değildir. Kendi uzmanlıkları dışındaki bilgi ve yorumları eksik olduğunda yine aydın/münevver sıfatı kazanmamış olurlar.
Peyami Safa diyor ki "Gerçek münevver, bütün ilimlerin ve felsefe sistemlerinin esasları, tarihî safhaları ve son verileri hakkında bilgi sahibi olan ve bu bilgiyi, şahsî temayül ve ihtiraslarının tesirinden kurtarıp objektif planda fikir hâline getiren insandır. Üniversitelerimiz ihtisas adamları yetiştirirler ama münevver yetiştiremezler... Gerçek münevverleri okul değil, hayat yetiştirir. Onlar kendi kendilerinin hocasıdır. Tecrübe ile pişmiş bilgi onların kültürünü vücuda getirir. Bunun içindir ki gerçek tahsil, üniversitelerin son sınıfından sonra başlar."