Bir genç kız evladına yetkilerin kullanılarak meşru bir imkan sunulmasına, kişisel ve akademik kariyerini geliştirmesine, geleceğin kapısının açılmasına vesile olmaktan mutluluk duymaktı maksadımız. Uzun kıvırcık kumral saçları, küçük boncuk gözleri, zayıf, narin ve orta boylu, beyaz tenli köylü kızı… Kayıt bürosunda görevli memura çok üzgün ve tedirgin biçimde:
-İngilizce öğrenmek istiyorum ama kurs ücretleriniz çok pahalı. Ben bu kadar parayla bir yıllık temel ihtiyaçlarımı karşılarım. Annenm babam çiftçi…
-Benim yapabileceğim bir şey yok. Yalnızca paranızı ödediğiniz takdirde kayıt yapabilirim.
-Hiç mi yolu yok?
-Yok! Maalasef yok. Kararınızı verdiğiniz zaman geliniz. Sıradaki gelsin!
Kayıt memuru Nilgün ile genç üniversite öğrencisi kızın diyaloğunu 5-6 metre uzaktan izliyordum. Sözlerinin samimi olduğu hissini veriyordu bana. İçimdeki ses “Bu kız rol yapmıyor, yalan söylemiyor. Nicelerine yardımcı olduk, kurallar çerçevesinde indirim, taksit vb. kolaylıklar sağlanırken bu kızı neden üzelim ki? Ancak yine de kendisiyle konuşmam gerekiyor” diyordu.
Çağırdım kendisini… Ürkek bir şekilde masanın karşısında dururken, elindeki kitapları kucağına almış sımsıkı tutuyordu.
Kendinizi tanıtır mısınız? Yardımcı olmak istiyorum. Ben buranın yöneticisiyim. Otur da şöyle anlat bana aileni, başarı durumunu, amaçlarını… Niçin dil öğrenmek istiyorsun?
-Manisa Sarıgöl’denim. Adım Müyesser… Gazi Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Derslerimde çok başarılıyım ama yabancı dilim iyi değil. Yabancı dil bilmezsem benim o bölümden mezun olmamın bir anlamı yok. Lütfen bana yardımcı olun. Babam tütün satmadan, annem üzüm satmadan paramız olmaz bizim. Olmadı evdeki iki inekten birini satmak zorunda beni okutmak için.
-Anladım. Not ortalamanı gösteren belge getir. Seni yönetim kurulu kararıyla birkaç dönem buslu okuturuz. Durumunu anlatan bir dilekçe yaz, danışmanın da bir referans mektubu yazsın.
Sevinci tarifsizdi. Gözlerinden damla damla yaşlar akarken, güzel dualar ederek ayrıldı Müyessser. Kurslara devam ederken arada bir uğrar, teşekkür ve dua eder, durumu hakkında bilgi verirdi. Dönem arasında annesinin yaptığı cevizli çöreği getirdiğinde çok mahcup biçimde uzattı… Kursun verildiği Ankara Tunalı Hilmi Caddesinde sosyete çevresinde binbir çeşit hamburger, çizburger vs varken benim anamın cevizli çöreğini bu hoca hiç yer mi diyecek gibiydi.
-Otur Müyessser… Birer çay isteyelim kantinden de beraber yiyelim. Saat 17:00… Derse bir saatin var.
Anne ve babasının da dualarını ve selamlarını iletti hanım kız. Çaylar geldi… Çöreğin ne olduğunu sanki bilmeyen birisiymişim gibi bana anlatmaya başladı. Ben de bizim yörenin de çöreklerinin meşhur olduğunu anlattım. Beni sosyete çocuğu sanırmış meğer. Konuştukça öyle rahatladı ki… Birkaç yıl içinde mezun oldu. Yüksek lisansa başladı ve teğmen rütbesini taşıyan nişanlısıyla da tanıştırdı… Yıllar geçti ve bir daha uzun süre haber alamadım Müyesser’den. “Asker eşidir, kim biir nerelerdedir? Uzun yıllardır yurt dışındayım. Bulamamıştır beni...” dedim kendi kendime. Ancak aradan geçen 19 yıl sonunda şu mektup geldi Müyesserden. 22 Aralık 2015'te şöyle yazmıştı vefalı kız:
“Kıymetli Hocam… 1994 yılında değil kurs ücretini ödeyebilecek, yemek almaya bile gücü yetmeyen ancak İngilizce öğrenmek için can atan Gazi Üniversitesinde okuyan, köylü kızı Müyesser'in duygularını anlayıp, öğrenme isteğine saygıyla el uzatan elinizi, sizin desteğinizi üzerinden yıllar geçmiş olsa da asla unutmadım. Çocuklarıma, eşime, dostuma, yöneticilerime değer verdiğim herkese anlattım sizin büyüklüğünüzü. Bana Ankara Üniversitesi TÖMER'in kapılarını açmıştınız. Allah da her iki cihanda en güzel kapıları size açsın. Öğrenmenin güzelliğini, ayrıcalığını, mutluluğunu hâlâ yaşıyor ve çevreme faydalı olmaya çalışıyorum. İnşallah da başarıyorumdur. Saygı ve hürmetlerimi sunarım." Müyesser Sarıgül.