Bir Fransız siyasetbilimci diyor ki...
."Gençler radikal olur. Çünkü kazanabilecekleri çok güzel bir gelecek vardır. Geçmişe bakmayı pek düşünmezler."
"Orta yaşlılar liberal olur. Geçmişle bağları çok sağlam değildir ve gelecekle ilgili de pek ümitvar olmayıp rahatlarına bakmaya eğilimli olurlar."
Yaşlılar ise muhafazakâr olurlar. Çünkü geçmişte elde edilen kazanımların ve değerlerin yeni nesil tarafından yok edeceğini düşünürler. Emek verdikleri ve alıştıkları hayat tarzından farklı bir yönde, değişik bir üslupla davranış sergilemek doğal olarak yaşlılara uygun düşmez.
Bize göre bir milletin üç ayrı neslinin de kesintisiz ve tartışmasız ortak değerleri olmalıdır. Ortak tarihi olmayanların ortak gelecekleri de olmaz. Geçmişi karalamaktan geleceğe yönelik fikir üretemeyen taş kafaların yetiştireceği neslin beka sorunu olur mu?
Yalnızca övgü ve hamasetle dile getirilen, nostaljik, efsanevi hatta masalımsı üslupla aktarılan tarih ya da kültürel değerler yok yere heba edilir. Oysa objektif; bütünüyle eksiğiyle, doğrusuyla eğrisiyle mantık ve hakikat ışığında, analitik düşünme yöntemlerine uygun anlatımlar nesiller arasındaki farkı asgari seviyeye indirir.
Özellikle tarihî şahsiyetlerin toplum nezdinde aşırı eleştirel veya maksadı aşan övgülerle dile getirilmesi temel problemin ana kaynağını oluşturmaktadır.
Hakikati palavracı üslubuyla anlatırsanız maalesef berheva edersiniz... İşi eleştirmek yerine kasten kötüleme ve karalamaya hatta iftiraya görürseniz ayrışmaya ve bölünmeye götürür toplumu.
Bugün söylenene değil söyleyene bakıldığı için sizin yerinize birileri zaten düşünmüş ve konuşmuş sayılmaktadır.
Hakikati/gerçeği söyleme becerisini ve vazifesini icra etmek insanın kendisine saygısını yansıtır.
"Bilgemizin, hocamızın yahut falanca şahsın söylediği gibi" diyen ağızlardan çoğu zaman söylenmemiş sözlere tanık oluruz... "Efendi hazretleri şeyh hazretleri bir gün dediler ki..." diye başlayan cümlelerin içinde bazen hakikate aykırı sözler bulunur... "Şeyh uçmaz; müridi uçurur." atasözü ya da kraldan çok kralcı olmaktan başka işi olmayanların gelecekle, ortak değerlerle ilgisi olmaz. Bunların hayal ettiği şey biat ettiği fâninin kapasitesi kadardır. Bütün vazifesi övgü ya da yergidir. Gelecek için bir buluş, bir keşif, bir icat yahut ilimde, teknolojide, sanayide, sanatta, edebiyatta, medeniyette bir miktar terakki/ gelişme veya üretme gibi bir kaygısı yoktur.
Yaşlı, orta yaş ve gençliğin bütünleşik değerler duygusuna sahip olmasını sağlayacak yöntem, teknik ve yaklaşımlarla, belli başlı yaşantılara yer vermek şarttır.
Adalet, erdem, ahlâk, vefa, iyilik ve yardımlaşma kavramlarını özümsemiş ilmin ve irfanın ışığında geleceğin aydınlık yolunda emin adımlarla ilerlemek mümkündür... Radikal olmadan, liberal ya da körü körüne muhafazakârlığa bel bağlamadan Allah'ın verdiği aklı, melekeleri ve imkanları doğru kullanmak yeterli... İki kapılı handa yol aldıkça tüneller bile aydınlık olmalıdır... Alnınızdaki ışığı aklımızdan ve yüreğinizden aldığınız enerjiyle canlı tutarsınız yoksa ışık sönünce mezar mı tünel mi bilemezsin...
Tanrı Dağları'ndan selamlar
Muhittin Gümüş