"Bizler, davayı Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkaracaktık. Yola koyulduk. Bin zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu. Ama küçük (!) bir noksanımız olduğunu fark ettik. Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. Meğer biz davayı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız." Ne kadar manidar değil mi?
Yukarıdaki sözleri ifade edebilmek için bir davanın yılmaz ve samimi bir neferi olmak şarttır. Galip Erdem'in Türk milliyetçiğindeki yerini, kadrini, kıymetini bilmeyenler ve merhumun davaya katkısından haberdar olmayanlar muhatabımız değildir. Türk milliyetçiliğinin lider şahsiyetlerinden bahsederken Atsız, Başbuğ Türkeş ve Galip Erdem diye başlayıp daha nicelerini saymak mümkündür. Dönemin gençlerine fikri yapılanma anlamında üniversite eğitiminden çok daha fazla etkisi olan Marmara Kıraathanesi'nden hatıralarını anlatan Özer Ravanoğlu ağabeyimizden Galip Erdem merhumla ilgili pek çok şey öğrendik. Biz yine gelelim yukarıdaki söze...
Eleştiri; mevzuya bütünüyle vâkıf olmakla başlar; iyi bir gözlem/tespit, sarsılmaz bir özgüven, sınırsız bir bilgi, engin bir tecrübe neticesinde dil denen mucizenin anlatım güzellikleri ve ifade gücüne dayanarak onun üslubunu, anlam zenginliğini ve inceliklerini muhataplarına sunma becerisidir. İnsan ruhunda var olan ya da kazanılan bütün evrensel ve millî-manevî değerlerin içinde en kıymetlisi belki de erdemli olmaktır. Erdem sahiplerinden biz daima nefsin mağlubiyetini erdemin galibiyetini görürüz. Galip Erdem büyüğümüz de "dava" yerine kendini
"Ağrı Dağı"na çıkarabilirdi. Nefsine galip gelenler yalnızca erdemlilerdir. Tevfik İleri'nin müşavirliğinden Zeybek'in Kültür Bakanlığı döneminde üstlendiği görevler ve aradaki çalışmalarını saymıyoruz. Çok da fırsatı vardı... Çok sayıda dergi ve gazetede fıkra yazarlığı olan Galip Erdem'in bu yönünü bilenler bilir. Fıkra yazarlığı her yiğidin harcı değildir. Fıkra yazarlığı; üstün bir zekanın, felsefi derinliğe sahip olanların ve hikmetli sözler söyleme becerisini kazanmış, düşündürürken güldüren bilge şahsiyetlerin başarabileceği bir iştir. Fıkrayı anlatmak için gerekli olan meziyetlerin karşılığında dinleyenlerin de en azından anlama kabiliyetine ve zekâsına, kültürel seviyesine sahip olması elzemdir yoksa fıkra hükümsüz kalır.
Galip Erdem, eleştiri/tenkit alanında da çok başarılı olduğunu veciz sözlerle bize çok güzel yansıyor. Hicvin, tenkidin, mizahın, fıkranın dil ile resmedilmesi üstün bir dil sanatıyla mümkündür.
Gökalp'ı, Atsız'ı, Cemil Meriç'i, Galip Erdem'i, Nevzat Köseoğlu'nu, Erol Güngör'ü, Mümtaz Turhan'ı okumalıdır bizim insanımız. Özer Ravanoğlu gibi aksakalımızı, çağımızın Dede Korkutu'nu dinlemek ne büyük zevktir bir bilseniz. Kıymetli başkanımız Halil Kaya 'yı dikkatle ve gönülden okumaktan zevk duyarken, yazılarını öğrenci edasıyla okuduğum, gençlere tarih şuurunu kazandıran, sevdiren Ali Kuzencik Hocamı dinlemeliyiz hem de çok...
İnsanlar, okudukça anlar ve öğrenir, dinledikçe pişer, anlattıkça kavrar. Erdemli insanların eleştirisi ders verir insana, insan olana... Nefsinin kurbanı olanlar veya şahsi istikballerinin peşinde koşanların etekleri hep taş dolar... Elbet bir gün dökülür ayaklarının dibine ve o taşlar... Engel olur bir daha adım atmasına…05.03.2024