"Kader" kavramını anlamamış olanlar okumasın bu yazıyı... Biz İskandinavya'da, Afrika'nın herhangi bir yerinde, Lâtin Amerika'da yahut Güney Doğu Asya'da bir ada ülkesi olsaydık bambaşka bir karaktere sahip olurduk ama o durumda Türk milleti denir miydi? Hiç sanmam. Coğrafya karakteri etkiler... Kuzeyin soğuk suratı, çöllerin hımbıl tipleri, yeni kıtanın köksüzlüğü, Okyanustaki nemli iklim ve isli tenler uymaz bize...
Hiçbir ülkenin Çanakkale Boğazı ve İstanbul Boğazı gibi yüksek değerde stratejik önemi olan başka bir yeri var mıdır? Haritaya bakıyorum ama kesinlikle yok diyebiliyorum...
Bu Boğazlar şehitlerimizin canıyla, kanıyla ve aziz milletimizin azim ve kararlılığıyla kazanılmış olup vatan edinilmiştir. 29 Mayıs 1453'teki mübarek fethin ardından asırlar sonra18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'yle de bunu pekiştiren, emperyalist devletlere haddini bildiren bir zaferdir. En eski tarihimizden fethe kadar, fetihten bugüne kadarki bütün şehitlerimize, gazilerimize ve kahramanlarımıza minnettarız. 20. asrın son dönemlerinde Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yapılmış, ardından 21. yüzyılda Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray yapılmış ve nihayet 1915 Çanakkale Şehitler Köprüsü yapılmış...
Bu özgür vatanın iki yakası (Asya-Avrupa) arasında kurulan köprüler aracılığıyla ulaşımı sağlamak için de çok emek verildi. İnsanımız daha hızlı, daha çabuk, daha kolay ulaşsın bir yerlere, üretilen mal hemen istenilen yerde olsun diye. Bütün dünyada her saniye hız yarışı varken bizim hâlâ feribot taşımacılığıyla iki kıta arasında ulaştırma hizmeti sunduğumuzu hayal edemiyorum, aynı zamanda düşünemiyorum da. Neden? Çünkü köprüler, denizaltı geçitler var da ondan...
Köprüye hayır! Tünele hayır! Yola hayır! Bulunan gaza, uçan kuşa, esen rüzgara, enerjiye, emeğe hayır! Bunlar eskidi artık. Geç bunları geç! Fakat hâlâ televizyonlarda "1915 Çanakkale Şehitleri Köprüsü iyi mi oldu, kötü mü oldu, ne oldu?" diye açık oturum programı düzenleyip tartışanların dünyada örneği (!) yok. Gerçi "sui-emsal, emsal olmaz" demiş atalarımız ama bunlardan her şey olabilir...
Anasır-ı erbaa (dört unsur: su, hava, ateş, toprak) var ya hani... İşte bunların hangisi gerekli ya da gereksizdir diye tartışılır mı hiç? Tam da ona benziyor bunların yaptıkları. İnsan ve canlı hatta cansızlar için de mühimdir, gereklidir; çünkü hayatta kalmanın dört elementidir onlar... Havasız kalmadan oksijenin kıymeti anlaşılmaz. Nasıl olsa hava bedava, acı su bedava, vitrinlere bakmak bedava diyor ya Orhan Veli... Ekmeksiz elde edilenin hiç bir kıymeti yoktur.
Abesle iştigâldir bu mevzu. Köprüler kuranlar hatırlanır... Hayır diyenler de hatırlanır tabii ama nasıl? Galiba ülkemizdeki sözde ilericilik anlayışı engizisyon mahkemesi üyelerinin tavrıyla mütenasip durumda. Yanılıyor muyum? Geçmeyin haydi öyleyse o köprüden! Mümkün mü?
Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ü suistimal ile ilericilik olmuyor... Köprüler, fabrikalar, uçaklar, gemiler yap... İcatların, keşiflerin olsun. İz bırakan eserlerin olsun... Boğaza nazır yerlerde beyaz peynir kavun ve balıktan oluşan anasonlu sofralardan, Kirkor'un meyhane muhabbetinden uzak dur ve çalış... Hiç olmazsa Tatyos Efendi kadar da olsa bestelerle aşk dolu nağmeler terennüm et bu ülke insanı için... Mahur besteler, hüzzam şarkılar, bozlak türküler, ilahiler, ege ve horon havaları, halaylar ve daha niceleri var musikimizde, folklor dünyamızda... Çalışan, proje üretenler kazanıyor. İHA, SİHA, TİHA'dan Kirpiden, Altay'dan Bozoktan, Akıncı'dan TOGG'dan, Bayraktar KIZILELMA'dan, KAAN'dan gözün kamaşmasın... Başkaları konuşup dursun... Sen çalış arkadaş, çalış... Hem de helalinden çalış da kazan! Yoksa kazanan başkaları oluyor hep. Hâlâ farkında değil misin?
Türk'ün "Kızılelma'sı çalışanların alın teriyle gerçekleşir. Bunun için yüksek derecede kaliteli kadrolarımız vardır. Yeter ki doğru insanlar, liyâkatli insanlar yerinde imkân bulsun! Tanrı Dağları'ndan selamlar... 19 Mart 2024