Bugün sabah... İçimdekiler... Bazen kalemi elime aldığımda önceden düşündüklerimi yazmaya başlamak üzereyken birden bire içimdeki ses bana "Hayır! Zihninde seni yoranları değil, içindekileri yaz!" der. Bugün de öyle oldu.
Yıllar önce Tanrı Dağları'nı görme hayali romantik bir arzuyken vuslata erişmenin hazzı yaşanıyor artık. Bu vuslat, aşkı bitiren türden değil elbet... Has Türk yiğitleri için manası ve kıymeti tarifsiz o dağların eteklerindeki yaylalarda meleyen kuzuların, engin vadilerden tepelere tırmanırken yelelerini savurarak kişneyen yılkıların, harman ayının sıcaklığıyla eriyen karlardan birikip akan buz gibi berrak suların gücüyle çağıldayan derelerin, çayların ve ırmakların, bulutlarla kucaklaşan zirvelerde uğuldayıp sevgiliye haber götüren esen yellerin Yüce Allah'ın yarattığı o muhteşem tabiattaki Kızılelma türküsünün ruhumda oluşturduğu manevî "ülke"ye mektup yazmak geliyor içimden... Reis Bey, "Yazmakta gecikmeyelim..." diyor ve bizi dört gözle koruyup kollayan çift başlı kartal da karşı zirvedeki nöbetindeyken bir başı Doğuya, bir başı da Batıya bakıyor... Atlandık, kanatlandık... Zamanın ve evrenin yuvarlaklığından hedef ister Doğu, ister Batı fark etmiyor; iki yönden de ulaşılacağına inanılmıştır kızılelmaya... Kanatlar ve düşünceler kenetlenince yeri göğü titreten kocaman bir ordu kuruluyor gönlümüzde. Herbir yiğit çift başlı Selçuklu kartalı gibi her an her yöne hep zafer için gökyüzünün engin maviliğinde turkuaz renkli dalgalar içinde sessiz ve derinden uçuyor demirden atlarla. Gecenin karanlığı ay ile yüzleşmiş, mahmur gözlerle yola devam ederken bir an durup baktığımızda ümit ve heyecan karışık, hem de çok karışık... Yürekler hopluyor, nabızlar yükseliyor, nefeslerin hızı artıyor... Nihayet ufukta fecre doğru, tan yeri ağarırken güneş bize gülümsüyor ve aşkını gülüşünde saklıyor. Bulutlar, ay ve yıldızlar kıskanınca, dökülüyorlar birer birer içimizdeki denizlere... 22.02.2024