Futbola ilgim ve sevgim 40 yıldır devam ediyor. Hiç fanatik olmadım. Öğrencilik yıllarımdan başlayarak 45 yaşıma kadar da oynamaktan zevk duydum. Şimdi ise seyretmenin zevkini tatmaya çalışıyorum. Pazartesi sabahları okullarda bayrak merasiminden önceki erkek öğrenci sohbetlerinin % 90'ı hafta sonu yapılan maçların kritiği idi, hâlâ öyledir herhalde. Herkes tuttuğu takımın başarısına göre bir ruh haline sahip olarak yeni haftaya başlardı, yine öyledir zannımca. Futbol kimi zaman birçok insan açısından yaşam tarzı oldu ülkemizde. Her seviyeden insanın konuştuğu ortak konudur futbol.
Birçok insan gibi ben de bir takım tutuyorum. Tanıyanlar iyi bilirler beni. Fenerbahçe'yi 1974 yılından itibaren Cemil Turan, Alparslan Eratlı, Osman Arpacıoğlu, Radmilo İvançeviç ile sevdim. Selçuk Yula, Müjdat Yetkiner ile daha çok sevmeye başladım. Toni Schumaher, Rıdvan Dilmen, Aykut Kocaman ve Oğuz Çetin'le gurur duyarak tuttum bu takımı. Rüştü Reçber, Jay Jay Okocha, Uche, Ümit Özat, Tuncay Şanlı, Pierre van Hoijdonk, Emre, Aleks de Souza ve Semih Şentürk ile yenildiklerinde bile tutmaktan haz duydum. Recep Niyaz, Salih Uçan'dan ve nice gençten ümitvar idim ama olmadı. Genç Arda Güler ile Ferdi Kadıoğlu, bir de İsmail Yüksek bambaşka... Harika çocuklar...
100 yılı çoktan aşan rekabetle yarışan diğer takımlarda da nice kıymetli futbolcular geldi gitti futbol dünyasından. Onlar arasında da çok sevdiklerim olmuştur. Kiminin kişiliği, kiminin oyun becerisi hoş hatıralarda anılır. GS'den Büyük Mehmet(Oğuz), Cüneyt Tanman, Simoviç, Cevat Prekazi, Altaylı Büyük Mustafa (Denizli), Sarıyerli Çelebiç, TS'den Necmi Perekli, Ali Kemal, Mehmet Ekşi, İskender, Turgay, Hami, Ogün, BJK'den Zekeriya, Fikret, Şekerbegoviç, Metin Tekin, Şifo Mehmet, Sergen ve daha bir sürü... Takım tutmanın hukuki kuralı, bilimsel dayanağı ya da herkesçe kabul gören ortak bir usulü yok.
Teknik Direktör olarak Yılmaz Yücetürk, Carlos Alberto Parrera'yı, Artur Zico'yu ve Aykut Kocaman'ı beğendim. Türk futboluna bundan sonra faydası olabilecek yabancı teknik adam yoktur. Bunu bir de yöneticiler bilse iyi olacak! İsmail Kartal pek çoğunu susturdu ya buna çok sevindim. Volkan Demirel de ümit veriyor gelecek için... Yanal ise kocaman bir yalandır dedik durduk...
Faruk Ilgaz ve Emin Cankurtaran ve Güven Sazak'tan başka hiçbir başkana sempatim olmadı. Futbola hizmet edenlerle ihanet edenleri, centilmenlerle kavgacıları ayırt etmek lazım. Çok emek vermiştir Aziz Yıldırım kulübe, Ali Koç ise gayretli ama bu yeterli mi bilmiyorum. İkisi farklı insanlar onlar, mukayese edilmesi mantıklı değildir. Endüstri hâline gelen futbolu salt spordan öteye "sportif sanat" olarak görmek istiyorum.
Tuttuğum takım 5 yıl önce bugünlerde 17.sıradaydı. Şimdi lider çok şükür. Sürdürülebilir kaynaklarla ve borçsuz bütçeyle rüya takım kurulabilir. Her bir futbolcuya ödenen en az birer çuval paranın hakkını verecek kim var? Gençlerimize centilmence, takım tutma duygusunu tadacak nesillere iyi bir eser bırakmak borçsuz takımlarla mümkün olacaktır. Dernekler kanununa göre değil, şirketler kanununa göre yönetilirse takımların borçlarının sahibi sorumluluktan kaçamaz. keşke vakıf kültürüne göre idare edilseler diyeceğim ama "vakfetme" kavramını da sözlükteki gerçek anlamından uzaklaştırıp kolay para kazanma ve vergiden muaf olma aracı hâline getirdiler maalesef.
Spor (futbol) medyasının parlattığı adamlarla futbol gelişmez. Çünkü bugün parlattıklarını yarın karalarlar, hem de karaların en karasını çalarlar.
Dövülen hakem Halil Umut Meler üzerinden Futbol Federasyonun kulüpleri tek suçlu göstermesi ve özellikle suçlaması skandal... Hakemlerin bir çoğunun ya da bir kısmının taraflı veya çelişkili kararları hakkında tek kelime etmiyor. Bir türlü yükseltilmeyen dürüst adaletli ve yetenekli hakemlere sahip çıkmakta geç kalınmamalıdır. Futbol paydaşlarının en zayıf noktası hakemler ve federasyon yönetimidir. İyi ki milli takım Avrupa Şampiyonasına katılıyor. Yoksa keten helva çoktan yanmıştı... 18.12.2023