"Falanca hocadan ders almış birisiyim ben..." diye övünürdük ama böbürlenmezdik... Aslında kendimizi değil, hocamızı övmek için bu sözü söylerdik... Fikrimizi muhatabımıza anlatırken ses tonumuz, tavrımız, jest ve mimiklerimiz de anlatıma dahil olunca anlamak/anlatmak/anlaşmak kolay olur. İnsan ders almakla övünmeli... Ders vermek mecazen hesap sormak manasında olursa iş öç almaya kadar gider... Ders çalışmak ise bütün (!) öğrencilerin sevmediği bir eylemdir. "Ancak çalışanla çalışmayan bir olmaz. Bilenlerle bilmeyenlerin asla bir olmadığı gibi..." Bunda hem fikiriz... Dersine çalışmak sanki sadece öğrencilerin vazifesiymiş gibi bir algı var... Çok fena bir algı bu...
Spor yorumcusu dersine çalışmadan çıkıyor ekrana... Aklına geleni söylüyor... Desteksiz atıyor adam... On dakika sonra tüm söylediklerinin aksine sözlerle izleyiciyi değil, kendini salak yerine koyduğunu önce ifşa ediyor, sonra da tasdik ediyor...
Siyasî tartışmalara gazeteci-yazar, bilumum akademik unvanlarla veya "emekli falanca" sıfatıyla çıkanların hâli pür melâli belli zaten... Kiminin fikirleri, kiminin Türkçesi, kiminin gündeme ve konuya yaklaşımı çok sığ... Kaba üslup, dili kullanmadaki acizlik de cabası
"Adamın Ömer diyeceği dudaklarını büzmesinden bellidir" sözü, Türkiye'nin sosyo- politik yaşamındaki tabloyu ne kadar da güzel yansıtıyor. O zaman da "Bunları dinlemeye ne gerek var?" dememiz gerekiyor. Egzoz dumanı gibi tipler bunlar... "Bu şehrin trafiğine çıktıysanız egzoz dumanını da yutmaya mecbursunuz..." demek istiyorlar bize...
"Ömer diyeceği dudağını büzmesinden belli olanlara ek olarak kanalların kadrolu yorumcuları(!) var ki, onların önemli bir kısmı "Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler" misalidendirler. Çok büyük laf etmişçesine böbürlenerek konuşurlar. Aslında gündeme ve konusuna vâkıf değildir adam. Dersine çalışmadığı o kadar bellidir ki, lafı yuvarladıkça yuvarlar... Muhatabı sıkılınca topu auta, taca yahut tribüne atar...
Gündemde ne olursa olsun fark etmiyor bazıları için... "Ne olursa olsun konuşuruz abi!" diyorlar... Her şeyden anlayan(!) bu tırtıl kafalılar aslında hiç bir şeyden anlamadıklarını kendileri de biliyor. Bunların ne bulursa yiyen obur tırtıllar gibi mideleri vardır...(Gereksiz bilgi: Tırtıllar bir ayda kendi büyüklüğünün bin katını yiyebilirlermiş.)
Kavgacı üslubuyla ve "Ben akademik titrimle sizi ezerim" diye bas bas bağıran (bazen böğüren) kibir dolu tavrıyla ders veriyor adam. Karşısındakilere ve tüm izleyicilere ders vermekten başka gayreti yok. Yenilenme, öğrenme, araştırma, gelişme ve geliştirme niyeti yok ... Muhatabını laf cambazlığıyla yenmenin gayretiyle fikir üretemeyen gazeteci, yorumcu da ders vermek için arz-ı endam ediyor. Nefis ön planda yani egoyu tatmin etmek daha tatlı... Maksat hakkı hakikati takdir etmek asla değil...
Muhalifinin geçmişi üzerinde takılıp kalmasından dolayı bir türlü geleceğe bakamayan politikacı da iktidara gelirsek ders vereceğiz diyor... Referansları hep geçmiş... yani tarih... Onu da doğru bilseler... Ülkemde önce derslerine çalışmaları gerektiğini söyleyen değil, bunu düşünen bile yok ekran kahramanları arasında... "Dersimi aldım, şimdi daha iyi çalışıp üstün başarı elde edeceğim!" diyenlere muhtacız... Herkes işine baksın! Yine herkes sadece anladığı, becerebildiği ve yetkin olduğu işe baksın! Gerisini millet çözer... Ders almaya bakalım... Ders vermeye herkesin gücü yetmez.
Asıl ve en iyi dersi Türk milleti verir. Kaşınanı kaşımak, tımar isteyeni eşek sudan gelene kadar tımarlamak, haddini bildirmek en güzel derstir... Anlayana!