Güneş bugün daha cömert... Bütün nûrunu kalbimin derinliklerindeki sevda ülkesine sundu ve o kadar aydınlattı ki, toprağı bile berrak gördüm ben... Hatta taşlar içinde nice değerli taşlar; yakutlar, zümrütlerle bir de sahillere doğru ılık suların dibinde akikler olduğunu fark ettim... Anladım ki altın, gümüş sıradan madenlermiş bu ülkede... Pırlantalar elmaslarla birlikte olunca azıcık itibar görüyorlarmış... Hışşt... Lâf aramızda... Sevda ülkesinde yalnızca insan ve aşk değerlidir dostum...
Suların billûr rengiyle güneşin nûrundan oluşan sevgi hâlesine bakmak mümkün değil; onu yalnızca gönül gözüyle görür sevda mülkünün sultanı... Gurûbun rengini sorma bana; gül kurusu mu desem yaban gülü kıvamında mı desem... Sayamam ve ayırt edemem renkleri ben... Sadece bulutların hiç kararmadığını gördüm... Yağarken bir mûsiki tadında, hem de bûselik makamında dökülüyor yağmur sanki...
Ardından sükutun nabzını dinlerken bir bahçede, güvercinler semada raks ederken rengârenk güllerin bülbüllere alkışını, onların gülistandaki tebessümünü, sevgilinin gamzesinin çukurunda biriken şebnemin tâzeliğini nasıl anlatayım ben sana...
Orada karanlık, kir, pas, çörçöp ve pis kokular yerine ziyâ ile pir ü pâk, misk ü amber, taze güller, yeşil yapraklar mevcuttur. Lâf u güzâfın yerine hükemâdan hikmetler, üstad-ı sühanperverlerin dilinden dökülen dürdâneler (inciler) vardır.
Bizim ülkenin dostlar meclisinde bereketli sofralar vardır ve feyz alan gönülleri bir bir doyurur. Şükrederler Allah'a ve verdiği nimetlere, sıhhat ve âfiyete... Gönül hırsızlarından başka kötü kimse yoktur o diyarda... O diyar, o yurt, aslında bize sıladır Ötüken'e kadar ve ondan da ötegeçeye kadar... Haydi gel ey sevgili...