Muhittin Gümüş Türkolog · Eğitimci
Türkolog · Eğitimci · Yazar

Muhittin Gümüş

Öğretim Görevlisi · Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi

Ankara’dan Taşkent’e, Taşkent’ten Bişkek’e uzanan otuz yılı aşkın bir yolculuk: Türkçenin yabancılara öğretimi, Türk lehçeleri, çeviribilim ve Türk dünyası gençlerinin geleceğe hazırlanması.

Bişkek · Manas Üniversitesi

Türk Dünyası

  • Türkiye
  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Özbekistan
  • Türkmenistan
  • KKTC
  • Macaristan
35+Yıllık Hizmet
3Başkent: Ankara, Taşkent, Bişkek
7Kitap ve Sözlük
26Yönetilen Tez
Ana Sayfa › Yazılar

"Hediye Defter'in Sayfasına Yazılanlar"

Ekim 28, 2023 Tanrı Dağlarından

İlk bebeğine hamile kaldığında titizliği had safhaya ulaşmış, her ortamda kendisinden önce bebeğinin sağlıklı olmasını düşünüyordu. Doktorların ve psikologların da pek bir şey anladığı yoktu ona göre. Avrupa'da tahsil görmüş bir kadınım ben, eşim de öyle ama o hiç Avrupalı olamadı...

Yediği yemekler önce bebek için sonra kendim için demeye başladı... "Kilonuz biraz fazla değil mi Sevtap Hanım? Bir bebek için iki de kendiniz için yediğiniz de bu kalori oranına bakınca siz üç değil dört kişilik yemeye yani en az 12 porsiyonla yaşıyorsunuz!... "diyen diyetisyen de bir şey bilmiyordu.

Hamileliğinin sonunda normal doğum riskli olduğundan sezaryenle doğum yapmaya zor ikna edildi... Derya bebek çok sağlıklı ve gürbüz bir kız çocuğu olarak dünyasını aydınlatmıştı Sevtap Hanım'ın... Üç beş ay her şey yolundaydı... Birkaç kez ateşi yükselen bebeği gece yarısı hastaneye götürmekle başlayan yeni serüvende kendini suçlama duygusu artmaya başladı. "Tek suçlu benim! Bir çocuğa bakamayan, başarısız ve beceriksiz anneyim ben!" diyor ama içine atıyordu... Bebek yaşını doldurmuş ve normal gelişimini devam ettiriyordu... Sevtap Hanım'ın vesveseli halleri bitmek tükenmek bilmiyordu. Kocasında da suç aramaya başlamış ve aile huzuru da kaybolmaya başlanmıştı. Adamcağız ne kadar alttan alsa da faydası yoktu. Saat başı ateş ölçmeden tutun, aç mıdır, susuz mudur acaba? Yavrucak diyemez belki de... Ya onun istediklerini anlamadıysam?!!! Ah ah ... Çok yazık olacak yavruma! ... Tankut, hayatım! Ben sana güvenip de kızımı kreşlere gönderemem..."

Araba kullanmayı bilmeyen Sevtap Hanım'ın mesleğini yapması için işine de dönmesi gerektiğini kendisi de biliyordu. "Bir hâl çaresini buluruz. Meslektaşlarım idare ederler. O kadar da anlayışsız ve merhametsiz olamazlar..." diyordu. Yan odadaki meslektaşı Güngör Bey aklına geldi... Yarına bırakmadan halletmesi gerekiyordu. Derse gelmezsem sen benim sınıfa girer misin? Müdür Bey'in ya da bölüm başkanının haberi olmasın dostum... Lütfen ama... Sen kibar adamsın. Hayır demeyeceğini bilmesem arar mıydım seni?"

Güngör Bey nâzik ve saygılı bir insandı... Üç beş ay bir yıl kadar gizli saklı idare edilse de aslında herkes farkındaydı Sevtap Hanım'ın vesveseli halleri ve bitmek bilmeyen titiz halleri... Aklı Derya'da ama yalnızca ondaydı... Bölüm Başkanı Sevgi Hanım her şey bildiği için kendisine bir sınıfı eğitmek için değil de ders materyalleri hazırlama görevi vermişti. Sınıftaki öğrencilere katkısı olmayacağı için çözüm yolu arıyordu başkan.

-Yaz aylarında öğrenci az, Sevtap Hanım siz istediğiniz saatlerde gelip çalışma odasında verilen görevi yaparsınız artık!

-Mümkünse saat 17:00-20:30 arasında çalışmak isterim...

-Ama neden? Mesai biterken sen geleceksin! O saatte sadece Müdür Bey ile birkaç hoca akşam kursları için bulunurlar...

-Canım öyle istiyor. Derya ile babası akşam saatlerinde beraberler... 20:30'da gelirler ve birlikte eve döneriz... Günler uzun ve sıcak... Başkana ait çalışma odasının anahtarını alan Sevtap Hanım'ın mutludur... Kısa boyu ve fazla kilosu da komplekse sokmuş... Bir türlü eski formuna kavuşmamış, Derya'ya iyi annelik yapamıyorum galiba diyerek de kendini yiyordu...

İlk gün kapıyı açtı... Önce kolonya püskürttü odaya... Ardından da doğu ve güney cephesindeki iki pencerenin her kısmını açtı. Kapı da sonuna kadar açık olmalıydı...

-Oh be... Şöyle güzel bir hava almak varmış...

Her ne kadar şehrin en kalabalık trafiğinin olduğu semtte kirliliği engellemek pek de mümkün olmasa da böyle de iyiydi.

Müdür Bey'in sekreteri de kapısını açık bırakmış ve nâzikçe veda sözleriyle çıkmıştı... Müdür Bey ise odasında akşam saatlerinde genellikle özel konuklarıyla bürokrasi çevresindeki dostlarıyla sohbet ederdi. Açık kapıdan Sevtap Hanım'ın sesi geliyordu. Telefonla yemek siparişi verdiğini anladı. Fakat en az beş kişilik yemek sipariş eden bu kadın kiminle oturup da yiyecek diye merak etmişti... Usulca odasından çıkıp komşu odaya doğru yöneldi. Gayet saygılı biçimde ve nâzikçe selamlaştılar...

-Merakımı celbetti Sevtap Hanım. Kulak misafiri olarak yemek siparişi verdiğinizi duydum da...

-Şey... Size de mi gerekli? Eve gideceğinizi sanmıştım. Yoksa size de sipariş ederdim.

-Hayır... Ben evde yerim ailemle... Fakat siz beş altı kişilik yemek siparişi verdiniz. Misafiriniz mi gelecek?

-Aşkolsun Müdür Bey! Beş lahmacun, üç hamburger ve yeteri kadar ayran ve gazlı içecek söyledim kendime...

-Afiyet olsun ama sağlığınıza da dikkat etseniz diyorum...

-Ay... Biz Avrupalılar hamburgersiz yapamayız...

-Hamburgeri lahmacunun içine sarıp da yersiniz Allah bilir siz Avrupalılar...

-Güzel fikir aslında... Doğu- Batı sentezi... Lahmburger...

Sevtap Hanım eşi ve kızı geldiğinde "biraz yürürüz, sonra atıştırmalık olarak bir şeyler alırız Tankut Bey..." diyerek çıkmıştı...

Bu durum uzun süre devam etmişti. Arada bir Müdür Bey'e 10 dakikalığına geldiğinde iki saatten erken kalmaz olmuştu... Özel hayatından kızıyla ilgili bütün sıkıntılarını anlatıyor ama Müdür Bey de ağzını açıp tek kelime etmeden onu dinliyordu.

Ve müdürün kendisini dinlediği günlerde çok mutluydu Sevtap Hanım... Müdür Bey, üniversitede öğrenciyken psikoloji hocası olan Taner Bey'i aradı ve durumu anlattı... Kendisini yalnızca dinlemen onun hoşuna gider... Nasihat etmek ya da öneride bulunmak bu tür insanların hoşuna gitmez... Devam et dinlemeye... Uygun zamanda sohbet amacıyla bana getirirsin ya da ben gelirim sizin ofise... Taner Hoca'nın teşhisi klinik tedaviyi gerektiren bir durumu olduğunu gösteriyordu ama Sevtap Hanım Avrupalıydı ya hani... Bunu ancak Tankut'a söylemek mümkündü...

...

Zaman içinde hayat devam ederken Müdür Bey'in uzun süreli yurt dışında bir göreve gideceğini ve veda töreni düzenlendiğini en son Sevtap Hanım duymuştu...

-Aşkolsun Müdür Bey! Şimdi beni kim dinleyecek?!!!! Yeniden doğmuş gibi olmak üzereydim... Ama içimden bir şeyler kopuyor... Avrupalıyım sandım... Değil mişim... Anan soğan baban sarımsak dedi bir deli bana... Ondan sonra kafam dank etti... Çok sorguladım, Avrupalılar gibi her şeyi. Beni dünyaya getirdiğinize pişman edeceğim dedim beni doğuran anaya... Kâr zarar hesabı yaptım ömür boyu... Sonra hesapsız yemeye, sınırsız içmeye, hesapsız ve ölçüsüz düşünmeye başladım, ama fikretmedim galiba... Vitamin, kalori vb hesabıyla uğraşıp durdum... Böylece hem çok yemek yedim hem çok sorguladım... Her şey zararlı her şey kirli herkes yalancı ve herkesi iki yüzlü sandım...

Gönlü temiz bir insanın bana karşı sabırla tahammül etmesiyle kendime, özüme dönmeye başlamıştım ki... Gidiyorsunuz!... Hediyem olsun şu defter... Herkes kitap hediye ederken ben de defter hediye ettim size... Şu dışı süslü içi bomboş deftere bir gün beni yazarsınız da okuyup ibret alan olur belki... Yarım kalan bir şeyler var içimde... İnsan olmak üzereydim... Bunu da yazın lütfen... "Konuşmak ihtiyaç, susmak sanat" derler ya hani... Ben ise "sabırla dinlemek en ulvi psikoloji sanatıdır" diyorum... Kim öğretti size bunu? Cevabını deftere yazın da bir gün gelir ben de okurum...

...

Gözleri buğulanmış ama ortam daha fazlasına uygun değildi... Sevtap Hanım beş yıl aradan sonra gördü Müdür Bey'i... Defteri doldurmadınız... Gelecek yıl geç olmasın... Bana o defteri dolu verin... Kızım Derya okumayı öğrendi... Biraz erken ama o üniversiteli olana kadar bilse iyi olur...

-Sevtap Hanım... Derya üniversiteli olunca okur... Güler mi ağlar mı? bilemem... O senin evladın ama babasının da kızı...

...

Derya o defteri dün okudu... Sonra Sevtap Hanım... 26.10.2023

... İSE

Yazdıklarınız bilgilendirici, ufuk açıcı değil de sadece suçlayıcı ve ahkâm kesen bir tarzda ise... Konuşmalarınız ikna edici, inandırıcı ve güven verici değil de aşağılayıcı ise... Düşünceleriniz ilme, hakikate, akla, mantığa uygun değil de hep âfâki ise... Sözleriniz teskin edici, haz verici, edep ve ahlâka uygun değil de sakil, bayağı ve ziyadesiyle rahatsız edici ise... İlminizin, yaptığınız işin, büyüttüğünüz evladınızın vatana, millete, insanlığa faydası yok ise... Seçtiğinizin, sevdiğinizin, güvenip atadığınızın hakka, halka ve memlekete hizmeti yok ise... Ruhunuz, içiniz, dışınız yahut kalbiniz hep kirli, vesvese ve fesatlıkla dolu ise... Diliniz bir çift tatlı söz ve iki güzel kelâm edemiyor ise... Gözünüz gönlünüz hayata ve insanlara sevgiyle bakamıyor ise... Sözleriniz, hâl ve hareketleriniz, gözleriniz kadar inandırıcı değil ise... Lütfen nefes alıp da boş yere oksijen tüketmeyin!Bu ülke, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kudretinin farkında olup bütün nefesini, enerjisini, aklını, ilmini, tecrübesini ve birikimlerini yerinde ve bu ülke için kullananların Cumhuriyeti'dir... Türkiye Cumhuriyeti ebediyen var olsun! Bu ülkenin bağımsızlığını sağlayan ecdadımızın ve kurucu lider Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün, silah arkadaşlarının rûhu şâd, mekânı cennet olsun!

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
İlgili Yazılar
Yayınlar

Kitaplar ve Sözlükler

Türk lehçelerinin söz varlığına dair karşılaştırmalı eserler.

1995

Türkçe Açıklamalı Azerbaycan Atasözleri

Prof. Dr. Mehman Musaoğlu ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Türkmen Atasözleri ve Bilmeceleri

Prof. Dr. Sapar Kürenov ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Özbek Atasözleri

Doç. Dr. İbrahim Yoldaşev ile birlikte

2008

Kırgızca-Türkçe-Rusça Konulu Sözlük

B. Sagınbayeva, İ. Şahin, E. Tölökova ile birlikte

Bütün Eserler
Arşiv

Foto Galeri

Kırgızistan’dan kareler — Burana’dan Song-Köl’e, boz üyden Tanrı Dağları’na.

Burana Kulesi · Balasagun
Song-Köl · Yaylada atlar
Boz üy · Yayla
Alay Dağları
Bozkır
Dağ geçidi
Karlı zirveler
Toktogul
Yeşil yamaçlar
Burana · Balasagun
Ala Arça
Tanrı Dağları

“İlim ve sanat, iltifat görmediği memleketten göç eder.”

İbn Sînâ · 980–1037

Arşivden

Videolar ve Söyleşiler

Televizyon programları, söyleşiler ve proje kayıtları.

Türkçeye gönül verenlerle…

Öğretim, yayın ve proje iş birlikleri için iletişime geçebilirsiniz.

İletişime Geç