Muhittin Gümüş Türkolog · Eğitimci
Türkolog · Eğitimci · Yazar

Muhittin Gümüş

Öğretim Görevlisi · Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi

Ankara’dan Taşkent’e, Taşkent’ten Bişkek’e uzanan otuz yılı aşkın bir yolculuk: Türkçenin yabancılara öğretimi, Türk lehçeleri, çeviribilim ve Türk dünyası gençlerinin geleceğe hazırlanması.

Bişkek · Manas Üniversitesi

Türk Dünyası

  • Türkiye
  • Azerbaycan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Özbekistan
  • Türkmenistan
  • KKTC
  • Macaristan
35+Yıllık Hizmet
3Başkent: Ankara, Taşkent, Bişkek
7Kitap ve Sözlük
26Yönetilen Tez
Ana Sayfa › Yazılar

İki Günlük Doğa Gezisi

Ağustos 12, 2023 Tanrı Dağlarından

Tarih 11.08.2021… Görenler ancak bilir... Bizim doğup büyüdüğümüz köyümüz tabiat harikası bir yerdir... Yapı eğitimi öğretmeni kardeşim Mustafa Bey'le doğa yürüyüşüne çıktık (Trekking deyince havalı oluyormuş). İki gün üst üste çıktığımız doğa gezisi daha çok çocukluğumuzda bildiğimiz ama yaklaşık 30-40 yıldır sadece uzaktan bakıp seyrettiğimiz yerlerde gerçekleşti. Özlemişiz meğer... İlk gün boyunca oğlum Osman Beyhan da bize katıldı. Sırt çantamızda su ve bir miktar nevalemiz de vardı. Sudüşen merasından çıktık yola ve ardıç ormanı arasından çıktık Böcükönü mevkiine. Halil Çavuş dedemizin tarlasında biraz nefes aldık ve yabani fındık ağaçları (ay fındığı veya ayı fındığı diyoruz) dikkatimizi çekti. Az ileri gittiğimizde eski yol kavşağında dümdüz bir tarlanın etrafının muhteşem bir ormanla kaplanmış olduğunu gördük. 1980'lerde yeni yapılan yoldan yürümek kolaydı ama eski yolun izinin bile kalmadığını da o an fark ettik. "Buradan kağnılarla insanlar ekin, mısır, nohut taşırdı oğlum..." dediğimde Osman'ın şaşkınlığı tarifsizdi... Böcükönü mevkiinin orta kısmında üçgen biçiminde yaklaşık beş dönümlük tarlamızı görelim dedik. Bir de ne görelim... Orası da yeniden ormanlaşmış, içindeki küçük fidanlar kocaman ağaç olmuş... Mustafa'yla çok defa tırpanla ekin de biçmiş olduğumuz beş dönümlük tarla yeniden orman olmuş âdeta. İçinde ardıç fidanları çoğalmış, belli ki ardıç kuşu çok çalışmış o tarlada. Ardıç kuşunun midesinden geçmemiş hiç bir tohum ardıç fidanı olarak toprakta yeşermezmiş...

İki metre kadar boyu olan ardıç fidanlarından bir tanesi epeyce de meyve vermiş. Böbrekten taş ve kum dökmeye yararı var diye öğrenince biraz topladık. O tarlanın ortasında taş cuğulu (yığını) var. O taşlar, daha iyi mahsul alalım diye tarladan toplanmış olup rahmetli annemin ve Allah sağlık versin babamın ellerinin izleri var diye hissettik. Çünkü onlar hakikaten ekmeğini taştan çıkarmışlardı ve bizi bugünlere getiren kahramanlardı. Daha yukarı çıkıldığında büyük çukurdaki tarlamız bizim bir çok hatıra yaşadığımız yerdir. Orası üç beş yıl önce sevgili kardeşim Halit tarafından güzel bir cevizlik yapıldı. Çok güzel dinlenme yeri olmuş, etrafı tel örgüyle muhafaza altına alınmış, harika bir yer olmuş. İçindeki yeni dikilen ceviz fidanları hariç her bir ağacın, taşın bir hatırası var bizde. Orta düzlükte acuk (yabani elma) ağacımız vardı. Yukarı kenarda ise iri taneli kızılcık ağacımızın aynı biçimde duruyor olması sevindirdi bizi. Onun gölgesinde kara güğümde kaynayan suyla ıhlamur çayı demleyip içerdik, kara çayın yokluğunda. Kızılcık ağacının yanındaki iki meşe ağacının arasında ılıngaç kurulur ve beşikteki bebeklerin uyuması için... Kızkardeşlerim Fatma, Sultan ile erkek kardeşim Halit'in o ılıngaçta uyuduğunu, emzirildiğini hatırlarım. Komşu tarla sahipleriyle imece usulü çalışırken gölgesinde kurulan dostluk sofralarını hatırladım birden...

Pelit ağaçları arasına urganla kurulan salıncak, üstündeki minderiyle dururken yıllar önce bayramlarda türkü söyleyerek salınan köylü kızlarını hatırlattı bize. Arada bir oraya giden bizim ailenin hanımları ve kızları salınıyor büyük bir hevesle... Muhtar Halit, kızı Zeynep için kurmuştu ama biz de salınsak mı diye içimizden geçirdik...

Cevizlikte kurufasulye, nohut, mısır, ayçiçeği dışında kabak, kavun ve değişik sebze de vardı. Biz de bu arada acıkmışız... Çıkardık nevalemizi yedik ve içtik suyumuzu ama bir keklik kanı gibi çayın eksikliğini hissettik. Üstelik semaverimiz de dalda asılı dururken...

1951 yılında merhum Halil usta dedemin yeldeğirmeni yaptığı zirveye çıktık. ‘Bizim zorlanarak çıktığımız yere onlar onca malzemeyi ve öğütülecek tahılı nasıl çıkarıyorlardı acaba?’ demekten kendimizi alamadık. "Kale(y)lü Çal" denen zirvede Ağustos ayında esen rüzgâr bizi uçuracak gibiydi. Yazın derelerden akan su, değirmeni döndürmeyince büyük bir maharet ve yetenek sahibi Halil usta dedem merhum, buna çare bulmuş, yeldeğirmeni kurmuş ama aşırı esinti sebebiyle pervaneler kırılmış, hâsılı kelâm devam ettirememiş... Dedemizin izleri belliydi orada... Oradan ayrıldık, elli metre kadar sonra; devamında daha önce duymadığımız ve eski yıllarda da görmediğimiz bir mağaraya rastladık. “Annak Çal”'dan etrafı temaşa ettiğimizde bütün yorgunluğumuz gitti. (Annaklamak kelimesi köyümüzde temaşa etmek, seyretmek, yol gözlemek anlamlarına, "çal" ise yalçın kaya demektir).

Özellikle o kayaların eteklerinde oluşan orman bizi hayretler içinde bıraktı. İnsanlar tabiata dokunmadıkça, tabiat kendi kendine güzelleşiyormuş dedik. Kayalık kısımlarda adaçayı, ikbal çiçekleri, kedi tırnağı ve daha adını bilemediğimiz rengârenk nice güzel nebatat var... Yemişen, ebemeriği, kuşburnu, menengiç, sumak ve sakız ağaçları hepsi o mevkide yer tutmuş kendine... Fundalıklar yani küçücük büklerin kocaman ağaca ve ormana dönüştüğünü gördük. Dönüşte köy içme suyunun toplandığı su deposunun yanında çeşme başında oturduk ve Tepe Tarla mevkiinden, Çörmük(çermik) suyundan bir yudum içip döndük köye... "Doğa gezisine yarın yine devam edeceğiz," dediğimizde kızlarımız Aslı Yıldızay ile Zehra da katılma talebinde bulundular... "Zor şartlarda, kayalıklarda veya sıkı orman içinde yürürken bize ayak mı uyduracaklar, yoksa ayakbağı mı olacaklar?" diye de endişemiz vardı tabii... Çörmük yolundan çıktık yola ve Kirampakaçağı denen mevkide yakın yıllarda oluşmuş bir mağarayı sadece uzaktan seyrettik. Etrafı dikenli telle çevrilmiş, insan ya da hayvan düşmesin diye... Çok derin olduğu için yaklaşıp bakabilmek de mümkün değil. 10 yıl önce ilk gördüğümüzde bir kaç metrelik ağzı olan mağara şimdi devasa görüntüsüyle ürpertiyor. Mağara araştırmacıları için önemli bir yer olabilir burası. Mağaranın derinliğinin de ne olduğunu bilmiyoruz. İçinde sarkıt ve dikitler yahut bambaşka bir şeyler vardır belki... Yukarı yüzeyleri çok nemli ve yosunlu olduğu için bol miktarda su olduğu sanılmaktadır. Gezimize Küçük göl ve Meşelidüz tarafında devam ettik. 70-80 yıl önce Yılmazlar tarafından binbir zahmetle ormandan açılan yaklaşık 10 hektarlık tarlanın yeniden orman olduğunu görünce şaşırdık. En çok da Süleyman dede yani nam-ı diger Çolak dedenin o tarladaki çördük ağacının dibinde sözleri kendine ait söylediği türküleri hatırladık kardeşim Mustafa'yla... Kızım Yıldızay ve yeğenim Zehra ile oğlum Osman Beyhan ömürlerinde ilk kez oralara adım attıklarından onların duyguları farklıydı. Kızlar her türlü zorluğa rağmen sabırla yola devam ediyorlardı, saçları ağaç dallarına takıldıkça çığlık atmaları, Mustafa keşif amacıyla gruptan uzaklaştıkça kızı Zehra heyecan ve korkuyla babasından ses gelmedikçe "Baba! Nerdesin Baba!?" demesi akılda kalacak elbette. Amacımız Koca Zindan'a gitmek ve gençlere o tabiat harikası yeri göstermekti. Meşelidüz'deki tarlaya beş on dakikalık mesafede olduğunu bildiğimiz yere binbir zahmetle yaklaşık 40 dakikada ulaştık. Orman sıkı, adım atacak yer yoktu... O dolayları bilmeyen biri kesin kaybolur. Koca Zindan'a ulaşmadan önce yanımızda getirdiğimiz nevaleyi büyük bir iştahla ve afiyetle yedik ve suyumuzu yudumlarken zindanın yıllar içinde gürleşen orman içinde nerede olduğu hakkında tahminde bulunmaya başladık. Nihayet bulduğumuzda sevindik ama kenarındaki devasa ağaçlar derinliği görmemizi engelliyordu. Bir tabiat olayının ardından oluşan derinliğe Koca Zindan adı verilmiş... Koca Zindan'dan ayrıldığımızda oranın Meşelidüz'deki yukarı tarlaya daha yakın olduğunu anladık... Biraz da boşa zahmet çekmişiz dedim ama bizim gençler için büyük bir tecrübe oldu... Mustafa Bey çocukluk döneminde yaptıklarından birini hatırlayıp düzgün bir kızılcık (kiren) dalından değnek kızartmak için ateş yaktı tarlanın kenarına... Yaş dalın kabuğuyla ateşte ısıtılarak eğri kısımları düzeltildi ve yanan kabuklar bıçakla sıyrılınca sapa sağlam bir kızılcık değneği çıktı ortaya... Edebî dilde kızılcık dediğimiz ağaca köyümüzde kiren, bazı yörelerde zoğal denmektedir. Kızılcık, uzun ömürlü bir ağaç olup meyvesi de çok yararlıdır. Kurutup kışın tavan arasından veya ambardan alıp okula giderken cebimize doldururduk, teneffüste yerdik. Bazen ilkokulda arkadaşlar arasında meyve değişimi yapardık, kızılcık cevizden sonra en muteber meyve sayılırdı aramızda. Kızılcığın besin değerini şimdi daha iyi anlıyoruz, hem tazesi hem kurusu şifadır...

Mustafa değnek kızartırken Zehra'nın isteğiyle bir Amasya Türküsü söyledik. 'Tek kapıdan çıktım yüzüm peçeli/ Ahbaplar dizilmiş iki geçeli..." dedik... Taştekne ve Devecikonağı dolaylarında yabani meyveler içinde ahlat ağaçları dikkatimizi çekiyordu. 1970’li yıllarda köyden şehre göçenler, kışlık odun niyetine ahlat, çördük ve kızılcık ağaçlarını kesip götürürlerdi. Meyve odunu olunca ormancıdan izin almak gerekmiyordu. O muhteşem ağaçlar yazın tarlada gölgelik olurdu, güzün de onların meyvesi alınırdı. 1990'lardan itibaren ormandan açılan arazilerin ekilmemesi sonucu o doğal meyve ağaçlarından yeniden büyüyünlerinin olduğunu gördüğümde çok mutlu oldum.

Hacı Rıza'nın çukur tarlasının karşı yamacında tilki görmemiz de günün sürpriziydi. Tavşan, domuz izlerine rastladık ama tilki görünce şaşırdık tabii... Kuş türlerinden keklik, üveyik, karatavuk ve akbaba vs. vardı ormanda. Her birinin kendi alanı olduğunu bir kez daha fark ettik.

Yayla yolu üstündeki araziden geçerken Halim dedenin tarlasının orman kenarındaki seyvanı yıllardır görmemiştim. Eskimiş ama çok şey hatırlattı bana... Devamında Deretarlalar ve Gürgenlikler ile Camiyeri'nden aarı eve doğru yol aldık."Yayla yolundan dümdüz köye neden dönmedik de ha bire dere tepe inip çıkıyoruz?" diye şikayet ederken birden bire kısa yoldan geldiğimizi anlayınca şikâyetten vazgeçti bizim sosyete. Evimize bir kaç yüz metre mesafe kaldığında "Göz" dediğimiz ve mahalle çeşmelerinin su kaynağı yani suyun gözünün olduğu yerde -bir haftadır ortadan kaybolan, merakla beklediğimiz- köpeğimiz "Kopuk" karşımıza çıktı. Zayıflamış, durgun ve biraz da halsiz gördük onu. O sırada biçilmiş kuru ot yığını üzerine hemen yatıverdi. Çağırdık bizimle gelsin diye ama binbir naz ve edayla geldi eve kadar. Hemen yiyecek bir şeyler verdik. İştahsız yediği belliydi... Kaptaki yemek artıklarından pek azını yedi. Akşam olmuştu. Biz yıkanıp yemek yedikten sonra gördüğümüzde köpeğimizin hâlâ yattığı yerden pek de kalkmaya niyeti olmadığını anladık. Mustafa biraz daha ilgilendi, önceki hareketliliği, canlılığı yoktu hayvancağızın. Beni yılda bir gördüğü hâlde hatırlayıp insan gibi sarılırdı, babamın eviyle bizim ev arasında gidiş gelişlerimizde refakat eder ve yabancı birini aramıza kabul etmezdi Kopuk.

Oğlum Osman biraz tavuk kemikleri verince canlandı. Balkondan sürekli izlemeye çalıştık ama yarım saat sonra Kopuk yoktu. Merak içindeyiz... Güneş doğmadan tanyeri ağarırken yazdım bu yazıyı... Merakımızı gidermeliyiz...

Muhittin GümüşTanrı Dağları’ndan
İlgili Yazılar
Yayınlar

Kitaplar ve Sözlükler

Türk lehçelerinin söz varlığına dair karşılaştırmalı eserler.

1995

Türkçe Açıklamalı Azerbaycan Atasözleri

Prof. Dr. Mehman Musaoğlu ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Türkmen Atasözleri ve Bilmeceleri

Prof. Dr. Sapar Kürenov ile birlikte

1995

Türkçe Açıklamalı Özbek Atasözleri

Doç. Dr. İbrahim Yoldaşev ile birlikte

2008

Kırgızca-Türkçe-Rusça Konulu Sözlük

B. Sagınbayeva, İ. Şahin, E. Tölökova ile birlikte

Bütün Eserler
Arşiv

Foto Galeri

Kırgızistan’dan kareler — Burana’dan Song-Köl’e, boz üyden Tanrı Dağları’na.

Burana Kulesi · Balasagun
Song-Köl · Yaylada atlar
Boz üy · Yayla
Alay Dağları
Bozkır
Dağ geçidi
Karlı zirveler
Toktogul
Yeşil yamaçlar
Burana · Balasagun
Ala Arça
Tanrı Dağları

“İlim ve sanat, iltifat görmediği memleketten göç eder.”

İbn Sînâ · 980–1037

Arşivden

Videolar ve Söyleşiler

Televizyon programları, söyleşiler ve proje kayıtları.

Türkçeye gönül verenlerle…

Öğretim, yayın ve proje iş birlikleri için iletişime geçebilirsiniz.

İletişime Geç