Çok zor bir şey galiba... Hastalığı, ağrıyı, sızıyı, kırığı, çıkığı, travmayı ve bilumum marazi durumu iyileştirmektir maksadıyla yapılan fiillerin bütünüdür tedavi... Teşhis doğru olabilir ama hastanın da kabul edip tedavi olması istenir, beklenir... Heyhat hasta tedavi olmayı düşünmek, kabul etmek bir yana istirahat etmeyi dahi kabul etmiyor... Her "sandık alayı"ndan sonra krizlere girmiş, perişan hâlde, ümitsizlik buhranı içinde teselliyi meyde arıyor...
Hastamız tedavi için hiç bir öneri/ tavsiye, öğüt/nasihat, uyarı/ikaz dinlemiyor... Sonunda ne oluyor derseniz? Eyvah! Eyvah! Adam kendini başhekim zannediyor... Balkondan talimat yağdırıyor konu komşuya "tedavi olun!" diyor... Hatta sürekli"Geliyorrr gelmekte olannn!" diye nârâ atmaya devam ediyor... Zihniyet tedavisine ihtiyaç duymayanlar, ruh ve sinir hastalıkları uzmanlarını da mesleki çaresizlik içinde bırakabilirler... Esasen zihniyet tedavisinin uzmanları ilim ve irfan ehli âlim ve âriflerdir. Bizim düşünce dünyamızın âlimleri ve ârifleri Türk milletinin menfaatlerini koruyan, İslâm medeniyetinden ilham alan terbiyeli, saygılı, erdemli, hoşgörülü, vefalı şahsiyetlerdir... Zihniyet değişimi için gönülden bir istek, derinden bir arzu, kökten bir heves ve dipten tepeye/ baştan ayağa arınma iradesine sahip olmak gerekir... Hastamız kendini başhekim sandıkça sandıktan hep yenik çıkar vesselam!