"İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz!"(Hadis; İbni Mâce) Gerçek anlamda emek ve dayanışmaya katkısı olanlara, Türk milletinin menfaatlerini korumak için emek veren herkese kutlu olsun!
1 Mayıs ya da Bir Mayıs... İlkokul öğrencisiydim. Sınıfımızın duvarında bulunan "Saatli Maarif Takvimi"nin kartonunda 1 Mayıs için "Bahar Bayramı" yazıyordu. Birkaç yıl sonra ise 1 Mayıs 1977'de Taksim Olayları'nda 34 kişinin öldürüldüğü olayla birlikte "İşçi Bayramı(!)" adıyla dikkatimizi çekti bu tarih. O yıl 12 yaşındaydım, iyi bir gazete okuyucusuydum, TRT'nin tek kanalından ve gazetelerden başka haber alacağımız bir kaynak da yoktu. O yılları uzun uzun anlatmayacağım ama her 1 Mayıs benim ülkemde İşçinin ve emeğin bayramı olarak kutlanamadı; hep kavga, gürültü, patırtı, yanan lastikler, sallanan bölücü örgüt paçavraları vardı. Bazı partilerin, sendikaların ve illegal örgütlerin boy gösterdiği yer olarak ısrarla Taksim'de kutlama (!) ve yürüyüş yapmak istemeleri karşısında iktidarla aralarında günlerce kavgalı demeçler verilirdi.
Geçen birkaç yıl OHAL'den dolayı ve pandemiden dolayı sükunet içinde geçti 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü. Bu sükûnetten bazı şer odakları cılız sesleriyle ve kızıl bayrakla, "lenin-mao-marks-engels" posterleriyle, che guvera tişörtleriyle arzı endam edenler rahatsız olmuşlardı.
Bugün asrın depremi nedeniyle Adana'da toplanıyorlar. İyi bir fikir... Kavgasız ve amacına uygun bir kutlama olmasını diliyorum... İşçi ve emekçinin hakkının kutsallığını ve önemini vurgulayan slogan ideolojilerinin mümessilleri devletle hep problemli oldu.
Sosyalist sol veya sosyal demokrasi (!) anlayışıyla siyaset yapan partilerin iktidarlarında resmî bayram olarak ilan edilmedi ama hep istismar edildi bu gün. Hayatım boyunca bütün kazançlarımı aklımın ve alnımın teriyle, gözümün nuruyla, bileğimin hakkıyla helalinden elde ettim. Ailemin ve öğretmenlerimin emeğini helal ettirmek için gayretim devam ediyor.
Ömrünü yazın sıcağında, kışın soğuğunda inşaatlarda alın teri dökerek geçiren ve bizi bugünlere getiren babam ve 8 evladına annelik yaparken bahçelerde, tarlalarda emsalsiz emek sarf eden rahmetli annem bu ülkenin en başarılı emekçileriydi. Böyle örnekler çoktur ama onların hakkını ve sesini duyurmak yerine sendika ağaları maalesef onları yok sayarlar.
Ömründe evinin önüne bir fidan dikmemiş, eline orak veya çekiç almamış, döven/ patos görmemiş, harman tozu yutmamış, ülke menfaatine bir eser imar etmek için temeline iki kürek harç koymamış, maden tozu yutmamış, daha doğrusu taş üstüne taş koymayıp hep yıkmaya emek vermiş şımarık, entel-dantel-paspal sözde işçi hakları savunucusu manen ve madden kirli yavşak tipler ile hâlâ işçi adına konuşan ensesi ve göbeği yağlı sendikacılar!!!!
Orak çekiçli bez parçalarınız sizin kefeniniz olsun. İnsan emeğini suistimal eden her kim olursa olsun her türlü belasını ve müstehâkını bulsun. Özellikle vahşi kapitalizmin doyumsuz wampirleri olan haramzadeler, iş veren sıfatıyla böbürlenen doymazlar tayfası!!!
İşçinin hakkını yeteri kadar ve insani ölçülerde adaletli bir biçimde ödemediğiniz sürece dünyanın en alçağı sizsiniz. Bugün bazı sendikaların veya parti temsilcilerinin mitinglerinde bir tane bile Türk bayrağının olmaması bazı kansızlara normal gelebilir. 74 yıl SSCB egemenliği altında komünizm rejiminin ne olduğunu çok iyi bilen, o rejimin her yönünü bizatihi yaşamış olan ülkelerdeki mevzi ve pozisyonunu kaybetmiş olan eski rejim üyeleri bile nostaljik anlamda da olsa orak çekiç sembollerini kullanmıyorlar.
Türkiye'de hayalperest ideolojik saplantılarla emperyalist abede'nin değirmenine su taşıyan salakların varlığı kimseye ibret olmuyor mu acaba?Seçim döneminde işçiyi suistimal eden kim olursa en ağır eleştiriye maruz kalır. Gerçek anlamda emek ve dayanışmaya katkısı olanlara, Türk milletinin menfaatlerini korumak için emek veren herkese kutlu olsun!